İslam ve İnsan
Çok okunuyor

Allah’ı Unutmanın İlk İşareti: Boş işler

Bugün bizi hangi müşrik ya da fasığın cariyesi yahut televizyonu, bilgisayar oyunu, sineması, sporu, tatil eğlencesi, sun’i gündemi.. Peygamber s.a.v.’in tebliğinden uzak tutuyor dersiniz?

Boş işler,

İnsan bir yolcu. Yolu belli, gideceği yer belli. Yola koyulup yolda olmak gerek. Oyalanıp yolu uzatmak anlamsız. Unutup yoldan çıkmak bir felaket. Vaktin de bir sınırı var. Mühlet dolmadan menzile varmak lazım.

Yol kenarında şu bizi oyalayıp duran çarşı-pazarların, panayırların en güzelleri yolun sonunda kurulu. Dostlar, ahbaplar da orada, sohbet, muhabbet meclisleri de orada. Yol kesicilere uymak, çığırtkanlara kulak vermek büyük zarar. Maksadı unutturacak, geri bıraktıracak, yolu uzatacak her şey boş ve anlamsız. Malayani.

Boş işleri bırakıp, yol bilenlerin kervanına katılıp yol almalı. Yoksa yol bitmeden ömür bitecek.

Bu dünyaya “Allah’a kulluk edelim” diye gönderildik. Fakat bazen bu en temel yükümlülüğümüzü ihmal ettiğimiz, zaruret de olsa bazı işleri gereğinden fazla önemseyip kulluk vazifemizin üstüne çıkardığımız, boş ve manasız meşguliyetlere kapıldığımız oluyor. İslam terminolojisinde “malayani” deniliyor bütün bunlara.

İlgili Makaleler

Malayani bir nisyanın; yani insanın Allah’ı, kendisini ve vazifesini unutmasının, “kendini kaybetmesi”nin ilk işareti. Bu sebeple malayani sayılan müşahhas (gözle görülür) tutum ve davranışlardan ziyade, malayaninin zeminindeki “nisyan hali” daha tehlikeli. Fakat mesele bir “kavram” olarak değil de, “sû-i misal” olarak dondurulup kaynağından koparılarak anlaşıldığı için bu tehlikeyi yeterince ciddiye alamıyoruz.

Küçük görülen bir günah

Anadolu’da birçok yerde hala sürdürülen güzel bir adet var. Cuma geceleri yatsı ve vitir namazlarını cemaatle kılan müslümanlar, duadan sonra toplu halde tevbe istiğfar ederler. Ruhlara nüfuz eden bir medeniyet Türkçesi ile, “ bütün aza ve cevahirimizden şirk, hata, isyan, koğ, gıybet, malayani.. her ne ki sadır ve vaki olduysa, biz onların cümlesinden pişman olduk, bir daha işlememeye azm ü cezm ile kasteyledik..” derler. Demek ki her müslüman, en azından bu istiğfar geleneğinden hareketle, malayaninin “sakınılması gereken bir günah olduğu” malumatına aşinadır.

Fakat çoğu müslümanın cami dışındaki tutum ve davranışlarından anlaşılıyor ki bu malumat, malayaninin ne olduğu, neleri kapsadığı, bir kavram olarak nasıl anlaşılması gerektiği hususunda “tam ve yeterli bir bilgi” değil. Neyi yapmayacağımızı layıkıyla bilmeyince “yapmama kastı”ndaki samimiyetimiz işe yaramıyor, hatta tevbe esnasındaki ahdimize vefasızlığı peşin peşin ilan etme laubaliliğine düşürüyor bizi.

Küçük günahları “küçük görmek”, kalın çizgilerle ayrıştırılmamış meselelerde teferruata dikkat etmemek gibi bir duyarsızlığımız var. Malayani konusunda tam ve yeterli bilgiye sahip olamayışımız biraz bununla alakalı. Ama öte yandan küçük günahların tabiatı da rol oynuyor bu ihmalde. Küçüklükleri sebebiyle masum görünüyorlar. Küçüklükleri sebebiyle fark edilemeyebiliyor, en küçük bir boşluktan bile sızıp kalbi katılaştırıyorlar. Ele avuca sığmayan seyyaliyetleri şaşırtabiliyor insanı, büyüyüp azmanlaştığını anlayamıyorsunuz. Malayani böyle bir kavram. Üstelik sinsi ve karmaşık.

Öyleyse gelin, hem böyle bir sinsi tehlikeyi teşhis etmeye hem de yokluğundan şikayetçi olduğumuz bir duyarlılığın temrinini böylece yapmaya çalışalım.

Malayani ne demek?

Malayani, “manası olmayan şey” demektir. İslam alimleri, meseleyi hususen ele aldıkları kaynaklarda bunun sınırlarını bugün zannedilenin aksine oldukça geniş tutar. Mesela İbnü Receb el-Bağdadî “dünya ve ahiret için zaruri olmayan fiiller”in tamamını malayani sayarken, Aliyy’ül-Karî, kişiyi alakadar etmeyen söz, nazar, fikir, hatta hayali dahi bu kapsama alır.

Buna rağmen malayani daha çok “boş söz, fayda sağlamayan konuşma, şakalaşma veya tartışma” olarak bilinmektedir. Kavramın kaynağını teşkil eden hadis-i şeriflerin bazılarında Hz. Peygamber s.a.v.’in malayaniyi “söz”le örneklemesi ve modern zamanlar öncesindeki bütün toplumlarda şifahî (başkasından dinleyip öğrenilen) bir yapının hüküm sürmesi, meseleyi dil planında belirginleştirmiş, ilmihal kitaplarında “dilin afetleri” bahsine dahil etmiş olsa da, malayaniyi sadece söze/dile ait bir günah şeklinde anlamak eksik bir bilgidir. Evvela bunu tasrih edelim.

İkinci olarak malayaninin hükmüne dair kaynaklarda serdedilen farklı görüşlerin, öyle görünmesine rağmen bir ihtilaf sayılmadığına dikkat çekelim. Kapsamına giren fiillerin çeşitliliği, bunlardaki niyet ve fiilin yol açabileceği neticeler sebebiyle malayani, fıkıh kitaplarında fuzuli mübahlardan mekruhlara, haram sınırına kadar geniş bir yelpazede değerlendirilir.

Malayaninin hükmü

İmam-ı Gazalî rh.a. malayaniyi fuzuli mübah noktasında zemmeden (kötüleyen)lerdendir. Hareket noktası, zaman ve enerji kaybıdır; kişinin “bir hazine elde etmek varken, bir boncuğa talip olarak” kendini zarara uğratmasıdır. “Sükût etmekle günaha girmeyecek ve bir zarar görmeyeceksen o sözü söyleme.” der.

Söz söyleme sadedindeki dar manasıyla da olsa, meselenin “inceliği”ne işaret etmek üzere, şu “fuzuli mübah” üzerinde biraz duralım: Yalan, iftira, gıybet, riya.. zaten katiyetle yasaklanmış şeyler. Bunları içinde barındırmayan, söylenmediği takdirde bir zarara yol açmayacak sözleri de malayani sayıyor İmam-ı Gazalî. Diyor ki, “Yoldan geçen birine, icap etmediği, üstüne vazife olmadığı halde, sırf laf olsun diye, ‘kimsin, nerden geliyor, nereye gidiyorsun?’ suallerini sormak malayanidir.” Hatta, lüzumlu bir konuda gereğinden fazla konuşulmuş, daha kısa anlatmak mümkün iken laf uzatılmış ise, bu uzatılan kısmı da malayaniye dahil ediyor.

Dinimizce yapılması men edilmemiş faydasız oyunlar, oyalanmalar, eğlenceler.. malayanidir. Faydalı olduğu düşünülen oyunlarda dahi mutlaka dikkate alınması gereken değerlendirmeler yapılmıştır. Satranç oyunu, muhakemeyi geliştirmek, strateji üretme kabiliyeti kazandırmak gibi faydalar ile zihni açıp kuvvetlendirdiği ve bütün bunların geniş manasıyla “cihad”a hazırlık olabileceği gerekçesiyle bazı mezhep alimleri tarafından mübah sayılmıştır. Fakat öte yandan, mesela namaz vaktinin geçirilmesine, müsabıkların kazanma yahut kaybetme halet-i ruhiyesi ile birbirlerini incitmesine, kaba ve ağır sözlere sebebiyet verebileceği ihtimalinden dolayı satrancı tahrimen mekruh addedenler de vardır. Bunun gibi, “gölge oyunu seyreden birinin imametinin caiz olup olmayacağı”na dair bir mesele üzerine fetvası istenen 16. asrın meşhur şeyhülislamı Ebussuud Efendi, mütalaasında, ancak “ibret için nazar ve ehl-i hal fikriyle tefekkür etmek” kaydıyla bu türlü oyunların seyrine cevaz verir.

Gayr-i müstahsen (çirkin) bir fiil

Dinimize uygunluğun, işin kendisinden ziyade yapanın niyet ve tutumuyla belirlendiği durumlarda, nefsin tevillerine (yorumlarına) kapılıp yanlışı doğru gibi görme tehlikesi söz konusudur. Bu hal belki malayani kabul edilen fiilin kendisinden daha tahripkardır. Korunma, sürekli bir dikkati, uyanık ve kontrollü olmayı icap ettirir.

Fuzuli mübah olarak kabul edilmiş olsa dahi netice itibariyle malayani, günahlara kapı aralama, başkalarının suizannına davetiye çıkarma, daha güzel ve karlı olandan alıkoyma gibi sebeplerle gayr-ı müstahsen (güzel görülmeyen, hoş karşılanmayan) bir fiildir; sakınılmalıdır.

Sözün başında malayaniden sakınmak için çoğu müslümanın tam ve yeterli bir bilgiye sahip olmadığını ifade etmiştik. Bu problem meselenin karmaşıklığından, hükmünün çeşitliliğinden, duruma göre değerlendirilmesinden kaynaklanmıyor. Yukarıda izaha çalıştığımız gibi bütün bunlar var ve elbette başka konularda da benzer zorluklarla karşılaşılabilir. Asıl problem bizim idrak tarzımızda, öğrenme metodumuzda. Bir meseleyi özüyle kavramak, sebep sonuç bağlantısı içinde manalandırıp kavramlaştırmak yerine, müşahhaslaştırılmış bir örnek halinde ezberlemeye daha yatkınız. Halbuki müşahhas örnekler kavramın tam olarak kendisi değil. Üstelik dondurulmuş ve tecrit edilmiş bir bilgi olması, üretilmesini ve hayatla bağlantısını engelliyor.

Malayaniyi bir de “kavram” olarak ele alıp kavramaya çalışalım.

Manasızlığı nasıl anlamalı?

“Manası olmayan şey” demiştik malayani için. İnsanlar daha çok “maksadı” ve “faydası” olmayan tutum yahut davranışları “manasız” bulur. Tarifi biraz daha genişletip “manası, maksadı ve faydası olmayan fiiller” şeklinde ifade edebiliriz öyleyse.

1 2 3Sonraki sayfa
Başa dön tuşu
Arkadaşınla Paylaş
Allah'ı Unutmanın İlk İşareti: Boş işler,
Size Adınız gönderdi.
https://www.nasihatler.com/allahi-unutmanin-ilk-isareti-bos-isler/,
blank,