Kitap Tanıtımları

Hazreti İsa ‘nın Yaratılışı

Allah Teala, İsrailoğulları'na Hz. İsa'ya tuzak kurma imkanı vermesini, onu semaya yükseltmesi, ahir zamana kadar yaşatması ve Efendimizin (S.A.V) halifesi olarak yeryüzüne indirmesinin bir sebebi yapmıştır.

Hazreti İsa ‘nın Yaratılışı

Cenâb-ı Hak bundan sonraki âyette, Hazreti İsa ‘nın yaratılışını zikrederek şöyle buyurdu:

A’li İmran Suresi 59.  Allah katında İsa’nın (yaratılış) durumu, Âdem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona “Ol!” dedi, o da oluverdi. 60. (İşte bu), Rabb’inden gelen haktır; sakın şüphe edenlerden olma.

Tefsir

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Allah katında Hazreti İsa ‘nın durumu, yani onun babasız olarak vücut bulmasındaki garip hali, ’in durumu gibidir. Allah, sonra ’in durumunu açıklayarak şöyle buyurdu:

Allah onu topraktan yarattı” yani kalıbını topraktan yarattı. Sonra ona ruh üfürdü ve, “Ol!” dedi, o da oluverdi.

Hz. Adem’in durumu İsa’nın durumundan daha gariptir; çünkü o, babasız ve annesiz meydana gelmiştir; Hz. İsa (A.S) ise sadece babasız yaratılmıştır. Bu durumda ancak Allah’ın kalbini mühürlediği kimseler Hazreti İsa ‘nın halini yadırgayıp onun hakkında haddi aşar ve ilâhî kudreti bunu yapmaktan âciz görür. Halbuki Allah’ın her şeye gücü yeter. Diğer âyette şöyle buyruluyor:

“İşte bu, Rabb’inden gelen haktır, sakın şüphe edenlerden olma!” Yani O’nun yaratıcılığında şüphe etme. Bu, Hz. Peygamber’e (S.A.V) hitap olmakla beraber aslında onun şahsında diğer insanları uyandırmak ve dikkate sevketmek içindir. Yahut ayetin hitabı, işiten herkesedir.

Bu ayetin iniş sebebi şudur: Medine’ye gelen hıristiyan Necran heyeti, Resûlullah’a (S.A.V),

“Sen neden bizim peygamberimiz hakkında, ‘O bir kuldur’ diyerek onu küçük düşürecek şeyler söylüyorsun?” dediler. Resül-i Ekrem,
“Evet o, Allah’ın kulu ve resülüdür; iffet sahibi bakire Meryem’in rahmine ilka ettiği kelimesidir” buyurdu. Hıristiyan heyet buna kızdı ve,
“Sen hiç babasız bir insan gördün mü? Eğer sözünde doğru isen bize bir örneğini göster!” dediler. Bunun üzerine, “Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir” âyeti indi. Yani, Adem’in durumu İsa’nın durumundan daha hayret vericidir; çünkü o, arada hiçbir vasıta olmadan meydana gelmiştir.

Rivayet edildiğine göre Hz. Meryem, Hz. İsa’ya on üç yaşmdayken hamile kalmıştır. Allah Teâlâ Hz. İsa’ya otuz yaşında vahiy indirmiştir ve onu otuz üç yaşındayken Beytülmakdis’ten Kadir gecesinde katına yükseltmiştir. Annesi, Hazreti İsa ‘nın göğe yükseltilmesinden sonra altı sene daha yaşamıştır. Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur:

“İsa b. Meryem’e insanların en evlası (en yakını) benim; çünkü onunla benim aramda hiçbir peygamber yoktur. O, ümmetim içinde inecektir ve içlerinde benim halifem olarak görev yapacaktır. Onu gördüğünüzde kendisini iyi tanıyın. O, rengi kırmızı ve beyaza çalan orta boylu biridir. Saçları düzdür. Kendisine bir ıslaklık isabet etmese de saçları sanki ıslak gibidir. O, haçı kırar, domuzu öldürür (onun etini yemeyi yasaklar), malı (serveti) yayar. Hac veya umre yapmak için Revha’ya girer yahut ikisini birden yapmak için oraya girer. İnsanlarla İslâm’a girmeleri için savaşır. Allah onun zamanında (İslâm’a girmeyen) bütün milletleri helâk eder. Allah yalancı sapık Mesih deccali de onun zamanında helâk eder. Yeryüzünde güven ve emniyet yayılır; öyle ki aslan develerle, pars sığırlarla, kurt koyunlarla birlikte otlar ve yaşar. Çocuklar yılanlarla oynar. Bu arada İsa (A.S) evlenir, çocuğu olur, sonra vefat eder, müslümanlar cenaze namazını kılar. ”

SOSYAL MEDYADA BİZİ TAKİP EDİN

Facebook | Twitter | Pinterest | Instagram | Youtube | SoundCloud

59-60. Âyetlerin Tasavvufî İşaretleri

Bil ki Cenab-ı Hak, insan denilen bu varlığı, garip bir şekilde ve acayip bir sırda ( gizemli halde ) yaratıp ortaya çıkarmış, onda iki zıt hali birleştirmiş ve kendisinde iki âlemin sırrını yerleştirmiştir. İnsanda nuranî ve zulmanî, ruhani ve cismani, semavi ve arzi, melekûtî ve mülkî, manevî ve hissî taraf bir aradadır.

Allah insanda, nurani lahuti (gayb âleminin özelliklerine sahip) ruhu, maddi alemin özelliklerini taşıyan nutfeye (sperm’e) koydu. Bu iki zıt şey arasında çekişme başladı. Ruh, gayb âlemindeki vatanına gitmek için inlemektedir, toprak özelliklerine sahip nutfe ise maddi âlemdeki vatanına ulaşmak için can atmaktadır. Kimin ruhaniyeti, maddiyetine galip gelirse o, nefsanî hazlardan ve hevâdan fâni olup ruhanîlere karışır, en yüce makamda mukarrebînden (Allah’a yakınlardan) olur, bütün himmetini (düşüncesin) Mevlâ’sının taatine ve O’nun nurunu müşahedeye yöneltir. Kimin de toprağa bağlı maddi yönü ruhaniyetine galip gelirse o, Mevlâ’sını anmaktan uzaklaşıp hayvanlara ve şeytanlara karışır, esfel-i sâfiline düşer; bütün himmeti nefsanî hazları ve hevâsı olur, hevâsını kendine ilâh edinir.

Hz. İsa’nın (A.S) durumunu düşün; O, maddi özelliklerle karışık bir nutfeden meydana gelmediği için nasıl ruhaniyeti maddi yönüne galip geldi? Bu sebeple kendisinde onu düşük maddi âleme çekecek bir sıfat bulunmuyordu. Böylece o, hiçbir zaman bu zulmanî âleme yönelmedi. Diğer peygamberler de böyledir; onlar yaratılışta maddi âlemin kirlerinden temizlendikleri için, ona iltifat etmezler. Aynı şekilde veliler de mücâhede ile nefislerindeki maddi zulmetleri temizledikleri için, ruhları tek ve kahhâr olan Allah’ın muhabbetinde fâni olarak (kendinden geçerek) ancak Allah’ı anmaya ve gizli manevi ilimlere iştiyak duyar. Böylece safi ruhlar, gerçek vatanına kavuşur; Hakk’ı müşahede, O’nunla konuşma, münâcât ve özel muhabbet mahalli olan aslî haline döner.
İşte bu, Rabb’inden gelen haktır; eğer kendisine maddi âlemin zulmeti galip gelmemişse ruhun bu makamı elde etmesi konusunda şüpheye düşenlerden olma!

Allah Teala, İsrailoğulları’na Hz. İsa’ya tuzak kurma imkanı vermesini, onu semaya yükseltmesi, ahir zamana kadar yaşatması ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V) halifesi olarak yeryüzüne indirmesinin bir sebebi yapmıştır. Bu, son derece harika ve mükemmel bir olaydır; ancak onu sadece irfan sahibi kimseler anlar.

En doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

Ahmed Ibn Acibe el-Hasenî es-Sâzelî
Tercüme:

El-Bahrü’l-Medid fî Tefsiri’l-Kur’âni’l-Mecîd isimli tefsir, zahirî ve bâtınî ilimlerde üstat Ahmed Ibn Acibe el-Hasenî es-Sâzelî’ye aittir (1124/1809). Bu tefsir, bastan sona yüce Kur’ân’ın zahiri tefsiri ile tasavvufî isaretlerini bir arada sunan; zahirle batını, seriatla hakikati, ilimle irfanı, nakille tecrübeyi, delille müsahedeyi, amelle edebi, dille gönlü, sözle askı kaynastıran orijinal bir tefsirdir.
Kitabı Satın Al

Etiketler

İlgili Makaleler

Kimler Neler Demiş?

  Subscribe  
Bildir
Kapalı

Arkadaşınla Paylaş