İslam ve İnsan
Çok okunuyor

Allah’ı Unutmanın İlk İşareti: Boş işler

Bugün bizi hangi müşrik ya da fasığın cariyesi yahut televizyonu, bilgisayar oyunu, sineması, sporu, tatil eğlencesi, sun’i gündemi.. Peygamber s.a.v.’in tebliğinden uzak tutuyor dersiniz?

İyi de, malayani bile olsa hemen her davranış için pekala bir gerekçe bulunabilir. Size göre manasız olan bir şey başkaları için manalıdır. Hiçbir şey yapmamak, boş boş oturmak pekala birisinin maksadı olabilir. Diyelim ki sizin malayani saydığınız bir televizyon programını bir başkası çok faydalı bulabilir.

Şu halde öncelikle mana, maksat ve fayda kavramları üzerinde anlaşmak gerekiyor. Hemen kısaca şunu söyleyelim: İman esaslarını referans almayan hiçbir fiilin, faili neyi iddia ederse etsin, manası, maksadı ve faydası yoktur.

Bir kişi küfür, şirk ve diğer kebairden salim olarak dahi dünyaya, “ahirette hasat edilecek bir ürünü ekmek üzere Allah tarafından kira gibi, geçici süreliğine bahşedilmiş bir tarla” manasından başka bir mana yüklerse, dünya o kişi için malayani haline gelir. İnsanın maksadı Allah’ın rızasını ve ebedi hayattaki saadeti kazanmak olmalıdır.

Bu nihai maksada götürmek kaydıyla yoldaki menziller mesabesindeki ara hedefler de meşrudur. Nihai hedeften inhiraf (başka tarafa yönelme) zaten dalalettir. Dalalet kapsamına girmeyen ama rıza-yı ilahiyi de gözetmeyen ve cenneti geciktiren emeller ise maksatsızlık yani malayanidir.

İlgili Makaleler

Nihayet “fayda” dediğimiz, “ahiretteki hasenat hasılası”ndan başka bir şey değildir. Bu hasılatı çoğaltmaya matuf her şey faydalı, azaltan yahut daha da çoğaltma imkanı varken bunu kullandırtmayan her şey zararlıdır.

Bazen, “ben şu işi yapıyorum; tamam, bir faydası yok ama zararı da yok” türü savunmalara şahit oluruz. Müslüman mantığına uymayan bir gerekçedir bu. İslam fayda ile zarar arasında orta bir noktayı kabul etmez. Bir şey ya faydalıdır, ya zararlı. “Ne zararı var?” sorusu yanlış bir sorudur. “Bir faydası var mı?” diye sormak gerekir. Faydası olmayan her şey zarar hanesinde yer alır.

Lehviyyat malayanidir

Daha önce belirtildiği gibi malayani hadislerden çıkarılan bir terimdir. Kur’an-ı Kerim’de geçmez. Kur’an’da “abes”, “lağv”, “la’b” ve “lehv” tabirleri kullanılır ki birbirine yakın bu kavramları birçok müfessir malayani kapsamında düşünmüştür.

Abes, “boş işlerle uğraşmak, lüzumsuzluk etmek, oyun oynamak” manasına gelir.
Lağv ise daha çok sözle alakalıdır. Boş ve çirkin sözler, laf kalabalığı, seviyesiz konuşmalar, hep bir ağızdan bağırıp çağırmalar, rastgele yemin etme lağv’dır.
La’b, alay etmek, dalga geçmek için oynanan oyunlar ile eğlenceyi ifade eder.
Bunların içinde malayaniyi tam olarak karşılayan tabir “lehv”dir ki temelde “hiçbir fayda sağlamayan meşguliyet, oyalanma, faydalı olandan alıkoyan veya vazgeçiren şey” demektir.
Kur’an-ı Kerim’de “dünya malına ve evlada ihtimam, ticaret ve alışverişe düşkünlük, tûl-i emel (dünya için ölümü hesaba katmadan uzun vadeli hedefler belirlemek)” lehviyyattan sayılmıştır. Dünya, evlat, ticaret ve sairenin lehviyyat yahut malayani sayılması, meselenin mana, maksat ve fayda kavramlarıyla alakası kurularak doğru anlaşılabilir.

Allah Teala bize bunlardan vazgeçin, bunları ihmal edin demiyor. Bunları kulluk sorumluluğunun, ölüm ve hesap hakikatinin önüne geçirmeyin, Sırat-ı Müstakîm’in dışında farklı bir çerçeveye yerleştirmeyin, bunların yürüyüşünüzü yavaşlatmasına, size Allah’ı unutturmasına fırsat vermeyin diyor. İman esaslarının belirlediği mevkiinden çıkarıp “tek ve müstakil bir varlık” gibi görmek, dünyayı bir “oyun ve eğlence mekanı”, malayani zemini yapar.

Şu halde, kaynakların malayaniyi tarif ederken kullandığı “ahirete ve dünyaya faydası olmayan şey” ifadesindeki “dünya”yı da tek başına almamak, ahiretle irtibatını kopararak düşünmemek gerekiyor. Bu söz hiçbir ilahi ölçü gözetmeden sadece dünya için fayda aramak manasına gelmemektedir. Madem ki dünyaya gönderilip kullukla yükümlü kılındık ve bu yükümlülüğümüz ancak dünya hayatını yaşamakla mümkün; öyleyse yaşamak için zaruri ihtiyaçların karşılanması malayani değildir.

Zemmedilen; mala, evlada, ticarete.. kısaca dünyaya “zaruret”i aşan, kulluğu aksatan, ibadeti erteleten bir ihtimamın gösterilmesidir. Kısaca, dünyanın yaradılış sebebine uygun hareket etmekle dünyaya rağbet farklı farklı şeylerdir.

Peki bunu nasıl tefrik edeceğiz? Yahut malayaniye yol açan temel tutum nedir?

Müminler de unutabiliyor

Zariyat Suresi’nin 55. ayetinde Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber s.a.v.’e hitaben: “Sen hatırlat! Çünkü hatırlatmak müminlerin menfaatinedir; (onlara fayda) verir.” buyurduktan sonra 56. ayette “hatırlatılacak şey”i vaz’ ediyor, belirliyor: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”

Ayetlerdeki iki nokta çok ilginç. Birincisi “kulluk vazifesi” müşrik veya münafıklara değil “müminler”e hatırlatılıyor. İkincisi, bu vazife “hatırlatılıyor”; demek ki mümin de olsa zaman zaman bu asli vazifenin “unutulması” söz konusu.

Ebu Hüreyre r.a.’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruyor Efendimiz s.a.v.: “Kim malayani konuşmaların çok olduğu bir yerde oturur da oradan kalkmazdan önce şu duayı okursa, bu yerde oturmakla girdiği günahlardan arınır: Allahım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diliyorum. Sana tevbe ediyorum.”

Hadiste malayaninin kirini gidermek için müslümanların “tesbih”e yönlendirilmesi, malayani tehlikesine “zikir”le mukabele etmesinin istenmesi manidardır. “Zikir”, Allah’ı hatırlamaktır. Şu halde malayani bir nisyanın, bir unutmanın, dolayısıyla bir gaflet halinin tezahürüdür.

Artık teşhisimizi koyabiliriz:

“Doğru yahut mübah gibi görünse de Allah’ı ve kulluk vazifemizi unutarak yaptığımız her şey; Allah’ı ve kulluk vazifemizi unutturan, ikinci plana düşüren, bundan daha sevimli gelen her tutum malayanidir.”

Teşhis varsa tedavi de olmalı

Malayaninin en tesirli ilacı zikirdir. Ehli bilir, tasavvufun malayaniye karşı belirgin bir hassasiyeti vardır. Öyle de olmalıdır, zira tasavvuf yolun mihverine “aşk”ı ve “zikr”i koymuştur. Zikir aşk’ın muktezası (icabı, gerekli olanı)dır; unutmaksa aşksızlığın.

Tasavvuf malayaniyi masiyet görür. Bütün masiyetler bir haddi aşma, Allah’a karşı bir edebsizliktir. İnsan Allah’ı unuttuğu zaman haddi aşar. Allah’ı unutan aslında kendisini unutmuş, böylece “kendini kaybetmiş”tir. Kendini kaybeden, kendinde olmayan, kendini bilmeyen elbette haddini de bilmez ve bütün masiyetler böylelerinden sadır olur. Malayani işte bu nisyan halinin ilk işareti, ilk habercisidir.

Tasavvuf, insanı daha fazla kaybolmadan, aslından daha fazla uzaklaşmadan bu en yakın tehlike noktasında tutmak istediği için malayaniye şiddetle karşı koyar. Zikirsizlik, tesbihatı terk, kişinin Allah ile irtibatının kopmasıdır. Bu irtibat koptuğu andan itibaren insanın kendisi, yaptıkları, dünyası.. manasız ve maksatsızdır; yani malayanidir.

Tasavvufta malayani evvela aşksızlığın ifşasıdır. Hakiki aşık sevdiğini bir an bile aklından çıkaramaz. Dolayısıyla zikir de aşktaki samimiyetin ifadesidir. Malayani, saniyen küfran-ı nimettir. Hiçbir dahlimiz olmadığı halde bize bahşedilen ömrü, dünyayı, zamanı, kabiliyet ve imkanları, bunları bahşedenin rızası hilafına zayi etmek kadir bilmemektir, hürmetsizlik ve nankörlüktür.

Fakat insan malayani tutumlar ve nisyanı ile en çok kendine zarar verir. Nasipsizliğe düçar olur, ziyadelik kapıları ona böylece kapanır. Büyükler demiştir ki “Hak Teala bir kuluna marifet denizinden bir damla ihsan eylese ve o kul onun çoğalması için gayret göstermese, hal ve makam sahibi olamaz, zira ihsan olunan o şey artırılıp çoğaltılmaz.”

Mürşid’e varmayınca reşit olunamaz

İnsan eşref-i mahlukattır. Allah’ın ikram ettiği bu şerefe halel getirmemesi, buna uygun davranması gerekir. Malayani insanı küçülten, vakar ve heybetini gideren bir davranıştır. Bu, Rabbanî tanzime olduğu kadar insanın kendi kendisine de hürmetsizliktir.

Önceki sayfa 1 2 3Sonraki sayfa
Başa dön tuşu
Arkadaşınla Paylaş
Allah'ı Unutmanın İlk İşareti: Boş işler,
Size Adınız gönderdi.
https://www.nasihatler.com/allahi-unutmanin-ilk-isareti-bos-isler/,
blank,