
Muhyiddin-i Arabi Hazretleri
Muhyiddin-i Arabî insanlara daima, iyi duyguda kalabilmeleri, şefkatle, tatlılıkla nazar edebilmeleri için nefislerini muhasebeye çekmelerini emreder. Bundan bahsederken der ki:
“Ey insan! Allah seni gaflet uykusundan uyandırsın. Bu fâni tecrübehanede ne işlemiş ve söylemişsen bir gün cümlesine, âdil-i hakiki olan Allah’ın huzurunda cevap vereceksin. Bunu unutma! Bunu iyi idrak ettinse muhasebeni sakın ahirete bırakma. Elinde fırsat varken, burada nefsinle hesap gör. Bu senin için daha muvafıktır.
Mezara girmeden evvel nefsini hesaba çek. Hayatta bulunduğun müddetçe nefsin tahsildar gibidir, iyi ve kötü şeyler alır. Sen onun hesabına memur bir kimsesin. Böyle yapmazsan o korkunç hesap gününde, seninle bulunmuşçasına söyler. Ve iyi bilirim ki feryat ve figanının imdadına kimse gelmeyecek ve kimseyi bulamayacaksın..
Yalnız Kahhar ve mutlak olan Allah’ın; ‘Biz size Resuller göndermedik mi? Sabah akşam bizi zikir ve tesbih et demedik mi? Bu emirlerimizi icra için gece gündüz size müsaade etmedik mi?’ itabını duyarsın. O zaman gelince nedamet, pişmanlık fayda vermez. Nefsini muhasebe edemiyorsan bil ki gözündeki perde kalındır. Allah’ın kapısından kovulmuşsundur. Sen o harem-i ilâhî kapısını ağlayarak çal.
Gözünü örten perdeyi bu suretle kaldırmaya çalış. Benim bir üstadım vardı; o gündüzleri işlemiş olduğu bütün işlerden, söylemiş olduğu bütün sözlerden dolayı gece olunca kendisini muhasebeye çekerdi. İstiğfarı mucip şeyler varsa istiğfar eder, şükrü mucip amel-i salihler varsa Allahu Teâlâ hazretlerine şükrederdi. Ben de üstadımdan fazla olarak bütün hatıralarımı yazıyorum.”
Şüphesiz bu ifadeler, Muhyiddin-i Arabî’nin yaşamı boyunca ne kadar itinalı hareket ettiğini göstermekte ve bunun içinde daima hassas davranıp insanlara Allah’tan korkmalarını, Allah’tan gafil kalmamalarını, her gün daha iyi amellerle çalışmalarını emreder. Bir eserinde: “Ey insan, ne halde bulunursan bulun, ondan kurtulup daha güzel bir hale vüsûlü Cenâb-ı Hak’tan dile ve cemî harekâtında Allah’tan gafil olma!” der.
Muhyiddin-i Arabî kadınlara ve aile efradına daima muhabbetli ve bağlı olunmasını tavsiye eder. Şüphesiz ki bu, ahlâk cemiyetinin temeli olan aile ocağının sağlamlığını beyan eden bir fikirdir. O bir eserinde bu hususta diyor ki:
Lügat manası; nefsi terbiye maksadıyla yemeyi, içmeyi ve uyumayı olabildiğince azaltarak faydalı fikirlerle, ibadet ve ilimle meşgul olmak, nefsi hevasattan men etmek, mümkün mertebe halka karışmamak olan riyâzat, Muhyiddin-i Arabî’ye göre bütün kötülükleri önleyen hasletlerin başında gelmektedir. İnsanlar bununla sabırlı olmayı, bazı olaylar karşısında metanetli (dayanıklı) davranmaya alışarak kemâlata erişirler. Ve riyâzat ile ilgili olarak:
Ayrıca Cenâb-ı Şeyh herkese bir gözle bakmayı, müsavamatı emrederlerdi. Bir eserinde şöyle demiştir:
“Müslümanlara müslüman olduklarından dolayı aynı muamelede bulun. Birisine padişah, birisine köle, birisine zengin, diğerine fakir, birisine çocuk, diğerine ihtiyar deyip ayrı ayrı muamelede bulunma. Hepsine bir gözle bak. Zira bil ki İslam şahs-ı vâhiddir. Bütün Müslümanlar O’nun azasıdır. Efrad-ı müslimîn olmazsa İslamiyetin vücudu olmaz. Çünkü bir hadiste: ‘Müslümanların kanları müsavidir. Kısas ve diyette birdir.’ buyrulmuştur. Ancak âlimin hakkı kendisine tazim olunmak, cahilin hakkı kendisine nasihat olunmak, gafillerin hakkı kendisini uyandırmak, çocuğun hakkı kendisine şefkat mülâyemettir.”
Ey insan! Kötülüğe kötülükle mukabele etme. Fenalık eden kimseye yapacağın fenalığa Cenâb-ı Hak “seyyie” ismini vermiştir. Ey insan! Herkesle iyi geçin. Ahlâkın temeli güzel geçinmekle başlar. İnsan güzel ahlâkından birini terk ederse terk ettiği kadar kötü huylu sayılır.
Ey insan! Suyunu kıskanmayan denizler, nehirler gibi ol. Hiçbir zaman darlık, sıkıntı seni infaktan alıkoymasın. Darlıkta, bollukta, musibette, meserrette sana infakı emrederim. Bu, erzak-ı ezeliyeye gönlünün razı olduğuna işarettir. Muhakkak, bahil (cimri) olan infaktan korkar. Şeytan ona vesvese verip; ‘Eğer malını verirsen helâk olursun, ihtiyatlı bulun, bolluğa aldanma… ‘ gibi sözler söyler.
Cenâb-ı Hak sana vaat buyurduğunu sen istemesen, âlem de istemese verir. Hiçbir civanmert helâk olmamıştır. Ey insan! Sana lâzım olan işlerin en mühimi de vaktini boş geçirmemekliğindir. Daima vaktini en hayırlı işlere hasret. Gaflet ölümü ile ölmüş kimselerden uzaklaş. Onlardan yardım bile isteme. Kimseye yük olmamaya çalış. Kendi işini kendin gör.
Ey insan, sözünde, işinde, kazancında daima ehl-i takva olmaya çalış. Takva, bu dinin ruhudur. Cenâb-ı Hak, Kitabında daima takvayı emretmiş, bu Kitab-ı İlâhînin de Allah’tan haşyet duyanlar için bir ışık olduğunu duyurmuştur. Takvâ, ancak kâmil müminlerin, Nebîlerin, Resullerin ahass (en seçkin) âdetindendir.”



