Şeyh Alaeddin Haznevi (K.S)

Alaeddin Haznevi

Tasavvufi Hayatı

Şeyh Alaeddin (K.S), babası Şeyh Ahmed Haznevi’den (K.S) hilafet alan ağabeyi Şeyh Masum’dan (K.S) 1958 yılında hilafet almış ve irşada başlamıştır. Binlerce insanın hidayete erip huzura kavuşmasına sebep olan Şeyh Alaeddin (K.S), başta Suriye ve Türkiye olmak üzere Lübnan ve Irak’ta da irşad faaliyetlerini sürdürmüştür. Aynı zamanda Türkiye ve Suriye’de büyük aşiretler arasında birçok sulh girişiminde de bulunmuştur. Dolayısıyla büyük facialara sebep olabilecek birçok fitneye Şeyh Alaeddin (K.S) bu girişimleriyle engel olmuştur. Genellikle sulh girişimlerinde bulunurken,
– Babamdan kalan bu mübarek yolda hizmet ederken onlar benim her zaman kanatlarım oldular, dediği babası Şeyh Ahmed Haznevi’nin (K.S) halifeleri de çoğu zaman yanında bulunmuşlar, hep ona destek olmuşlardır. Bunların içerisinde Gavs-ı Bil-vanisi olarak tanınan Gavsu’l-Azam Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni’nin (K.S) isminin özellikle zikrolunduğunu söylemekte fayda vardır.

İlimle Meşguliyeti

Birçok meşhur ulemadan medrese usulü eğitim alan Şeyh Alaeddin (K.S) nihayet ilmini babası Şeyh Ahmed Haznevi’nin (K.S) yanında tamamlayarak zahiri ilimlerde ruhsat niteliğinde olan icazetini de ondan almıştır. En büyük meşgalesi hem Zahiri hem de manevi anlamda ilimle uğraşmak ve ilim erbabı olan insanlar yetiştirmek için çaba göstermekti. Dolayısıyla birçok medrese açıp alim yetiştirerek şu an ismini zikredemediğimiz birçok meşhur alime icazet vermiştir. Aynı zamanda manevi anlamda da birçok veli yetiştirerek hilafet vermeye muvaffak olmuştur.
Şeyh Alaeddin (K.S) için ilim erbabı olan herkes birer örnekti. Tüm ilimlerden ve alimlerden yeteri kadar istifade eder, hepsine karşı daima saygı ve edeple hareket ederdi. Kardeşi ve halifesi olan Şeyh İzzeddin’in (K.S) naklettiği şu olay bunu açıkça ifade etmektedir:

Abim Şeyh Alaeddin (K.S) bir gün Telma’rûf’taki camide bulunuyorlardı. Bir kişi kendilerine yanaşıp bir soru sormak istediğini söyledi. Sorabileceğine dair olumlu bir yanıt alınca da,

-“Şeyh Abdülkadir-i Geylani (K.S) mi büyüktür yoksa Şah-ı Nakşibend (K.S) mi?” diyerek sorusunu sordu. Şeyh Alaeddin hazretleri (K.S) hangisinin büyük olduğuna dair bir açıklama yapmayıp cevaben şöyle buyurdular:
-“Her bir evliyanın ayrı bir makamı ve o makamına göre de bir vazifesi vardır. Şeyh Abdülkadir-i Geylani (K.S) kendisinden medet istenildiğinde, ruhaniyetiyle anında orada bulunurdu. Hakiki bir Nakşibendi mürşidi ise, metal parçalarının içerisine daldırıldığında onları kendisine doğru çeken bir mıknatıs gibidir. İnsanı tuttuğu gibi Allah’a kavuşturur” diyerek anlamlı bir cevap vermişti.

Allah Resulü’ne Olan Aşkı

Şeyh Alaeddin’in (K.S) en belirgin yanlarından biri de tam bir peygamber aşığı olmasıydı. Dolayısıyla onunla karşılaşanlar Peygamber Efendimiz’i (SAV) hatırlardı. Ayrıca sohbetinde bulunanlar ise kendilerini saadet devrindeymiş gibi hissederlerdi. Bu husus hakkında kardeşi ve halifesi olan Şeyh İzzeddin (K.S) şahit olduğu bir olayı bizlere şöyle nakletmektedir:

Babam Şeyh Ahmed’in (K.S) yanında oturuyordum. İçeriye ağabeyim Şeyh Alaeddin (K.S) girdi. Doğruca babamız ve mürşidimiz olan Şeyh Ahmed hazretlerinin (K.S) huzuruna gelip edeple oturdu. Ondan Resulullah Efendimiz’in (SAV) bütün sünnetlerine harfiyen tabi olabilmek için kendisine dua etmelerini rica etti. Şeyh hazretleri,

-“Senin baban bile bunu yapmaya güç yetiremezken, sen nasıl yapacaksın” diyerek cevap verdiler. Bunun üzerine sünnetle ilgili dikkat edilmesi gereken konularla ilgili nasihatlerde bulundular. Bu olay Şeyh Alaeddin’in (K.S) imanının kemaline ve Resûlullah’ı (SAV) ne kadar çok sevdiğine açık bir delildir.”

Vefatı

Şeyh Alaeddin’nin (K.S) ramazan ayına karşı ayrı bir muhabbeti ve aşkı vardı. Mübarek ramazan ayı geldiğinde hep neşelenir ve yüzü ayın on dördü gibi parlardı. Dolayısıyla Allah Teala’ya dua ederken,

-“Ya Rabbi! Şayet ömrüm varsa önümüzdeki ramazanı bana görmeyi nasip et, eğer ömrüm o zamana yetmeyecekse bu ramazan içerisinde canımı al” diyerek daima duada bulunurdu. Ciğerlerinden rahatsızlanan Şeyh Alaeddin (K.S) ameliyat için Suriye’nin başkenti Şam’da bir hastanedeydi. Tarih 16 Kasım 1969 Pazar günüydü. Allah Teala, sevdiği kulu olan Şeyh Alaeddin’in (K.S) duasına icabet etmiş ve ramazanın beşinde saat onda gözlerini fani aleme kapatmıştı.

Şeyh Alaeddin’in (K.S) mübarek naaşı Telma’rûf a götürülmek için hazırdı. Özel bir uçak hazırlandı ama nedense pilot konusunda bir sorun oluşmuştu. Bu sebeple Şeyh Alaeddin’in (K.S) mübarek naaşı Emevi Cami’ne götürülmüş, Hz. Yahya’nın (A.S) mübarek kabr-i şeriflerinin yanına bırakılmıştı. Bu konuda büyükler Şeyh Alaeddin’in (K.S) bu şekilde dünyadaki son ziyafetinde bulunduğunu söylemektedirler. Pazartesi günü mübarek naaşı Telma’rûf’a nakledilmiş ve babası Şeyh Ahmed Haznevi’nin kabr-i şeriflerinin ayaklarının ucuna defnedilmiştir.

Halifeleri

Şeyh Alaeddin (K.S), ardından on beş halife bırakmıştır:
1. Şeyh İzzedin Haznevi (kardeşi)
2. Şeyh Abdülgani Haznevi (kardeşi)
3. Şeyh Abdüsselam Haznevi (oğlu)
4. Molla İzzeddin Nebli
5. Seyyid Molla İbrahim Hüseyni
6. Molla Abdullah el-Molla Muhammed el-Müderris
7. Molla Abdullah Bingoli
8. Molla Abdullah Sefer
9. Molla Abdullah Bezkuri
10. Molla Halil Serhadi
11. Molla Halil Kendiribi
12. Molla Hüseyin b. Şeyh Salih Kermi
13. Molla Abdürrezzâk Reşkuti
14. Molla Muhammed Emin Haydan
15. Seyyid Molla Yahya Hüseyni (K.S)

Şeyh Alaeddin Haznevi (K.S)

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend