
Kainatın Bazı Hallerini ve Gök Boşluğunu (Atmosferi) Bildirir
(Bu yazı İbrahim Hakkı Hazretlerinin “Marifetname” isimli eserinden alınmıştır)
Ehl-i tefsir ve ehl-i hadis şöyle buyurmuşlardır:
Allah-u Teala, daha önce sözü edilen Güneş, Ay ve yıldızların doğusundan batısına kadar içinde yüzdüğü denizin altında, hava denizinin ortasında, arz ile sema arasında bir su deryası yaratmıştır. Buna Yasak Deniz derler. İçinde balıklar gibi yüzen binlerce çeşit mahlûk vardır.
Bunun suyu ile tufan olmuş, Nuh Aleyhisselama inanmayanlar boğulmuştur. Hak Teala yağmur yağmasını murad ettiğinde, göklerin üstünde olan Rızıklar Denizinden belli vakitlerde taksim edilmiş rızıkları semaya indirerek Yasak Deniz’e ulaştırır. Oradan rüzgara yükletip bulutlara bildirir.
Böylece rızıklarla karışan su, kalbur misali elenerek yağmur damlaları şekline gelir. Hak Teala’nın emri ile her yağmur damlasını bir melek indirerek belirli yerine koyar. Melekler nurdan yaratıldığı için yağmur damlalarını indirirken izdiham olmaz; ışık huzmeleri gibi birbirlerinden geçerler.
Semadan yere inen her yağmur damlası ölçülü ve tartılıdır. Karaya ve denize faydası çoktur. Bir yağmur damlası rızık ile dolu ise ondan karada bitki hasıl olur, denizde ise sedeflere vasıl olur. Yani rızıklar kendi deryasından Yasak Deniz’e, oradan bulutlara, oradan da kara ve denizlere iner.
Allah-u Teala, hava deryasının (atmosferin) içinde kar ve doludan yüz binlerce dağlar yaratmıştır. Yerin bir bölgesine kar ve dolu yağdırmayı dilediğinde, onlara vekil olan Mikail Aleyhisselama emreder. O da yardımcısı olan, daha önce bildirilen İsmail ismindeki meleğe emredip dilediği yere istediği kadar kar ve doluyu, her nesnesini bir melek indirmek suretiyle yağdırır.
Nitekim Hak Teala, Nur Suresi’nin kırk üçüncü ayet-i kerimesinde:
“Gökten dolu dağlarından dolular indirir…” buyurmuştur.
Allah-u Teala, daha önce bildirilen yeşil cevherden suyu yarattığında, suyun buharından da rüzgarı yaratmıştır. Yer ile gök arasında olan rüzgar üç kısımdır:
1. Rih-i Akim (Yağmursuz Rüzgar)
Ad kavmine gönderilen rüzgardır.
2. Rih-i Sevad (Kara Rüzgar)
Yıldızların içinde yüzdüğü deryayı, yağmurların yağdığı deryayı, kar ve dolu dağlarını yüklenip gök boşluğunda tutan rüzgardır.
3. Rih-i Ehl-i Arz (Yer Halkının Rüzgarı)
Çeşitli yönlerden hareket eden havadır. Bulutları birleştirip ayırır, yağmur ve kar yağacak yerlere götürür.
Rüzgarların esmesi Mikail Aleyhisselamın idaresine verilmiş, onun hareket ettirmesine bağlanmıştır. Onun izni ile eser, izni ile durur.
Hak Teala havayı mahlûkların nefes almaları için, rüzgarı da ferahlık, sürur ve bir kısım eşya ve işlerin düzeni için yaratmıştır. Çünkü hava ve rüzgar olmasa her şey kokar, bozulur ve karada yaşayan bütün canlılar helak olurdu.
Rüzgarın; yağmur yağması, bitkilerin büyümesi gibi faydaları çoktur. Şekilleri güzelleştirme, hayatı koruma ve eşyanın havalandırılması gibi özelliklerinin sonu gelmez.
Hak Teala bulutları latif ve içi boş yaratmıştır. Onları Mikail Aleyhisselamın yardımcıları havada bir araya toplayıp yere yakın getirdiklerinde gökyüzünü kaplayıp yoğun bulutlar oluşur. Melekler tarafından yerden uzaklaştırılıp semaya kaldırıldıklarında ise latif olurlar.
Şiddetli vurduğunda kamçısından çıkan ateşe şimşek derler. Bu ateşin yere düşen kıvılcımına yıldırım derler.
Korkutucu ses olan gök gürültüsü, meleklerin en küçüğü olan Ra’d’ın sesidir ki Hak Teala’yı hamd ile tesbih eder. Böylece bulutları gidecekleri yere götürür.
Nitekim Hak Teala, Ra’d Suresi‘nin on üçüncü ayet-i kerimesinde:
“Ra’d, Allahü Teala’yı hamd ederek tesbih eder. Yardımcıları olan melekler de O’ndan korkularından dolayı tesbih ederler.” buyuruyor.
Yağışlı havalarda gökyüzünde çeşitli renklerden meydana gelen ve gökkuşağı denen yaya Kavs-i Kuzah (Kuzah Yayı) denir. Kuzah şeytan ismi olduğu için hadis-i şerifle yasaklanmış, onun yerine Kavsullah denmesi emrolunmuştur. Çünkü gökkuşağı Hak Teala’nın rahmetinin alameti, kudretinin ortaya çıkması ve bereketinin habercisidir.
Hak Teala yeryüzü etrafındaki havayı latif yaratmıştır. Yeryüzündeki canlılar havayı burunlarına çekmek suretiyle teneffüs ederek yaşarlar.
Allah, bu havanın üstünde dumanı, onun üstünde beyaz bulutu, onun üstünde yağmur bulutlarını, onun üstünde de uçan kuşları yaratmıştır.
Bu kuşların ne Yasak Deniz’de ne de yeryüzünde yuvaları vardır. Onlar hava yerler, hava içerler, havada uyurlar, havada çiftleşirler. Yumurtalarını havada yüksekten bırakırlar. Aşağı inerken yumurta canlanıp yavru olur, kanatlanır ve uçar.
Sonra yukarı doğru uçup kendi cinsinden kuşların bulunduğu yere gider.
Uçan kuşların bulunduğu havanın üstünde kar ve dolu dağları, onun üstünde Yasak Deniz, onun üstünde latif hava, onun üstünde de Güneş, Ay ve yıldızların içinde hareket ettiği derya vardır.
Güneş ve yıldızların ışıkları çok şiddetli olup onlarla bizim aramızda bulunan bu latif hava, saf su deryası, kar tabakaları ve bulutlar, ışıkların bize gelmesine tamamen engel olmazlar. Eğer bu kadar engel olmasalardı Güneş’in ısısına ve hararetine dayanılmazdı.
Zelzele
Ey aziz! Tefsir ve hadis alimleri ittifakla şöyle bildirmişlerdir:
Allah-u Teala gökleri ve yerleri yaratmayı istediğinde, önce bildirdiğimiz yeşil cevherin suyundan Cennetler ve hazineler altında kalan artığın saf ve latifinden yedi kat gökleri yaratmıştır. Ondan kalan bulanık ve kesîfini birbirine vurmuştur. Yüze çıkan köpüğü ve yükselen dalgaları dondurunca yerler ve dağlar meydana gelmiştir.
Dağlar yerin direkleri olmuştur. Sonra bütün dağların damarlarını yeryüzünü çevreleyen Kaf dağına bağlamıştır. Bir büyük meleği zelzeleye vekil edip dağların damarlarını onun emrine vermiştir. Hakk Teala bir yerin halkını günahtan men etmek istediğinde, o melek o yerin damarını hareket ettirir. Böylece o yerin halkı o zelzeleden korkarak kendilerine gelip Allah-u Teala’ya yönelerek ibadet ve taat yaparlar.



