Hikayeler

Biz yaparız, o değil..

Sultan Şeyh Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni (k.s.a.) Hazretleri buyurdular:

Büyük ariflerden Şeyhu’l-İslam Ahmed Câmi Hz.lerinin huzuruna bir Türkmen beyi geldi. Yanında ailesi de vardı. Kadının elinde son derece güzel yüzlü bir çocuk bulunuyordu. Çocuğun iki gözü de kördü. Anne-baba büyük bir ızdırap içindeydiler. Üzüntü ile Ahmed Câmi Hz.lerine yaklaştılar ve:

İlgili Makaleler

“Efendim! Bu bizim tek oğlumuz; her şeyi güzel fakat iki gözü görmüyor. Dünyayı gezdik, pek çok doktora gittik, bir çare bulamadık. Dua edecek birçok veliye ve ulu kişiye gittik fakat sonuç alamadık. Bizim malımız çoktur; bu yolda hepsini feda etmeye hazırız.

Sizin dualarınızın Allah katında kabul edildiğini işittik, kapınıza geldik. Lütfen şu oğlumuza bir nazar ve dua ediniz de gözleri açılsın, bütün malımızı size hediye edelim. Eğer siz de himmet etmezseniz biz kendimizi yerden yere vurup helak olacağız. Bizi boş çevirmeyin!” diye yalvarmaya başladılar. Ardından yüksek sesle ağlamaya başladılar.

Ulu veli böyle bir istek karşısında irkildi. Çünkü kendisinden mucize gibi bir şey isteniyordu. Bunu edebe aykırı buldu ve onlara:

-“Bu ne acayip bir istek! Körlerin gözlerini açmak Hz. İsa Peygamber’in (a.s.) mucizesidir. Ahmed Câmi kim oluyor ki ondan bu işi istiyorsunuz?” dedi ve yavaş yavaş oradan uzaklaştı.

O sırada Türkmen Beyi ile hanımı kendilerini yere atıp hıçkırarak ağlamaya başladılar. İşte o anda Ahmed Câmi Hz.lerinin kalbine ilahi bir varidat ve nur hücum etti; içinde bir ses yankılandı. Hazret kendisini tutamadı, iradesi dışında dilinden:

-“Biz yaparız, o değil!” sözleri döküldü.

Yanında bulunanlar bu sözü işittiler. Ahmed Câmi birden geri döndü, çocuğun yanına gitti. İki başparmağını küçük yavrunun gözlerine dayadı ve:

-“Allah’ın izniyle aç gözlerini ve gör!” diye seslendi.

Ellerini çekti, çocuk ışıl ışıl görmeye başladı. Herkes dehşet içinde kalmıştı. Anne-babası çocuğa sarılıp ağlamaya başladılar ve izin alıp sevinç gözyaşları içinde oradan ayrıldılar.

Orada bulunanlar Ahmed Câmi Hz.lerine:

-“Efendimiz! Önce, Ahmed kim oluyor ki bu işi yapsın? dediniz, sonra da “Biz yaparız, o değil.” buyurdunuz. Bu sözlerin manası ne idi?” diye sordular.

Hazret şu cevabı verdi:

-“İlk söz benim sözümdü ve doğrusu bu idi. Ben tek başıma bu işe güç yetiremezdim. İkinci söz bana ait değildi; o kalbime ilham edildi, sırrıma indirildi. O, Rabbime ait bir ilhamdı. Bana: “Ölüleri İsa mı diriltir, körlerin gözünü İsa mı açar, dilsizlerin dilini İsa mı çözer? Onların hepsini biz yaparız!” dendi. Sonra da: “Geri dön, biz o çocuğun gözünün açılması için seni vasıta yaptık.” buyruldu. Bu mana kalbime öyle tesir etti ki iradem dışında dilimden döküldü. O söz ve iş Cenab-ı Hak’tan geldi; Ahmed’in elinde zuhur etti, nefesinde gözüktü.

Bakınız, bu milletin başına ne geldiyse gafletten geldi. Şah-ı Hazne (k.s.) “Gaflet kadar hiçbir kötü illet yoktur.” derdi. Kimin başına ne geldiyse nefsinin hilelerinden gafil kaldığı için gelmiştir. Bir kişi kendi kuvveti ile gafleti terk edemiyorsa edebe riayet etsin. Şöyle ki: “Rabbim her an her yerde beni görüyor.” diye nefsini zorlamalıdır. Cünüp dahi olsanız kalben “Allah, Allah” diye zikrediniz.

Bakınız, sultanlar bir beldeye gittiler mi o beldenin ileri gelenlerini perişan ve zelil ederler. Siz kalbi bir şehir olarak düşününüz; zikir de sultandır. Sultan olan zikir kalpte tecelli ettiği an gafleti, vesveseyi ve vehmi yok eder. Allah bize bizden daha yakındır. İnsan ise ne kadar hayâsızdır; çünkü Allah’ın huzurunda O’na isyan ediyor. Allah (c.c.) ise ne kadar halimdir ki âsi günahkârı tövbeye çağırıyor.

Gavs-ı Bilvanisi (k.s.) bu konuda şöyle buyuruyor:

Zikir esnasında “İlahî ente maksûdî ve rızâke matlûbî” demek lazımdır. Çünkü salik kendi diliyle: “Ey Allah’ım! Amelimde yalancı olduğumu itiraf ederim. Ey Rabbim! Sen’den başka maksadım yoktur.” demesi lazımdır. Çünkü şeytan ve nefsin arzuları kişiyi ihlastan uzaklaştırır.

Salik zikre başlarken nefsi keşif ve kerameti talep eder. Eğer nefis bu arzusuna nail olmazsa insanı ümitsizliğe düşürür. Ümitsizlik ise insana tembellik verir. Bu hâle düşen kişi zikri terk eder. Salik ancak “İlahî ente maksûdî” demekle kendisini nefsin bu hilelerinden kurtarır.

Eğer salik ibadet ve zikrin semeresini görürse bu takdirde şeytan ve nefis ona gurur ve kibir verir. Onun kalbine: “Sen artık keşif, keramet sahibi kimse oldun; şeyhini geçtin.” diye vesveseler vererek şeyhinin kusurlarını araştırmaya sevk eder. Salik bu hastalıklardan da “Ve ridâke matlûbî” demek ile kurtulur.

Salikin zikirdeki niyet ve maksadı şu olmalıdır:

“Ey Rabbim! Ben Seni bana ihsan etmiş olduğun nimetlerden dolayı zikretmiyorum. Benim gaye ve maksadım Senin rızandır. Gerek ben ve gerekse yapmaya çalıştığım amellerim, bütün mahlukat da Senin mülkündür. Mülk, malikinden bir şey talep edemez.”

Salik böyle demekle Allahü Teâlâ’nın zatı muhabbetini her türlü nimete tercih edip O’nu ister.

(Gavs-ı Bilvanisî Seyyid Abdülhakim El-Hüseynî k.s.a.)

#muhammedsakielhüseyni #ahmedcami #gavsıbilvanisi #tasavvuf #semerkand #zikir #ihlas #nefsilemücadele #ilahientemaksudi #keramet #edep #gaflet #ilahiaşk #tasavvufsohbetleri

Nasihatler

TwitterInstagram

Başa dön tuşu