Allah Dostlarından Kıssalar

Allah Dostlarından Kıssalar

Sadatların Sünnete Verdiği Önem

Gavs-ı Bilvânisî Hazretleri (K.S) bir gün çok rahatsızlanmıştı. Başı dönüyor, ayakta durmakta güçlük çekiyordu. Bu haldeyken bile akşam namazını kıldırmak üzere mihraba geçti. Seyyid Abdülbaki Hazretleri (K.S), ayakta daha rahat durabilsin diye Gavs Hazretlerinin (K.S) kolundan tutuyordu. Mübarek bize o şekilde namaz kıldırdı. Seyyid Abdülbaki Hazretleri de (K.S) Son rekâtta, Gavs Hazretleri (K.S) tahiyyatta iken cemaate uyup namaza durdu, kalan rekatları selâmdan sonra tamamladı. Böylece o da cemaatle namaz kılma sevabını aldı.
Namazın farzı bitmişti. Sünnetini kılmak üzere Gavs Hazretleri ayağa kalktı; ancak zorlandı, başı döndü. Rükûa doğrulacak kadar durdu, yine oturdu. Bunu üç kez tekrar etti. Ayakta durmaya mecali yoktu.
O esnada cemaat içinde torunu vardı; o da âlim bir zattı; dedi ki:
– Kurban, dinde zorlama yoktur; hastasınız, oturduğunuz yerden namazı kılsanız!
– Ben de biliyorum, ancak o kadar sevabı nasıl terkedeyim? Oturduğum yerden kılmakla, ayakta kılmak bir mi?

Muhammed Diyâüddin Hazretlerinin Tarlası

Gavs Seyyid Abdülhakim hazretleri (K.S) irşad için bir beldeye gidiyordu. Gavs hazretlerinin (K.S) yanında bulunanlardan biri eliyle hemen önlerindeki tarlayı göstererek, “Kurban, bu tarla Hazret’in ailesine aittir” dedi. Bu sözü duyan Gavs hazretleri (K.S) hemen atından inip,
-“Hazret’in hizmetçileri buradan yaya olarak gidip gelmişlerdir, biz de yaya gidelim” dedi. Tarladan tamamen uzaklaşıncaya kadar yoluna yaya devam etti. Tarlanın yola yakın kenarında duran bir sâlik, Gavs hazretlerine,
-“Efendim, Hazret şu taşın üzerine basıp ata binerdi” deyince Gavs hazretleri (K.S), Hazret’in bastığı taşı öpüp rabıta ile meşgul oldu. Oradan tazimle ayrıldı.

Evliya ile Birlikte Olmak

Mevlânâ hazretlerinin (K.S) yaşadığı beldede biri vardı ki mübareklere münkirlik yapardı. Katıldığı meclislerde o velinin aleyhinde ileri geri konuşurdu. Bir gece rüyasında, cehenneme sürüklene sürüklene götürüldüğünü gördü. Zebaniler Tâceddin ismindeki bu kişiyi cehennemin kapısına getirip bıraktılar. Orada elleri ve ayakları bağlı birini gördü. Zebaniler bu kişiyi bir cehennemden diğerine atıp duruyordu. Cehennemin başka bir kapısından bu eziyet çekeni izleyen dört kişi daha vardı. İçlerinden biri eziyet gören adama, “Senin bu cehennemden kurtuluşun yok. Evliyanın kelâmından birkaç söz söyle ki kurtulasın” dedi. Eziyet çeken kişi de, “Bilmiyorum! Bana birkaç söz öğretin de kurtulayım” diye cevap verdi.
Mesnevî’öen birkaç söz öğretilen bu adam, o beyitleri söyleyince bir anda elleri ayakları çözülüverdi. Zebaniler de onu serbest bıraktılar; o da cennete doğru yol almaya başladı. Cehennemin kapısından tüm bu olanları izleyen Tâceddin adındaki şahıs büyük bir korkuyla nâra atarak uyandı. Uyandığında sabah ezanlarının okunduğunu duydu. Mevlânâ hazretlerinin dergâhına doğru koşmaya başladı. Derken, yolda mübarekle karşılaştı. Mevlânâ hazretleri (K.S),

-“Tâceddin! İnsanın cehennemden kurtulmasına bir evliyanın sözünü söylemesi vesile oluyorsa, onlarla beraber olmak, onlarla sohbet etmek insana daha neler kazandırır, bir düşünsene” dedi. O kişi hemen tövbe edip Mevlânâ hazretlerinin talebeleri arasına katıldı.

Sadatların Malı Eksilmez

Vakıf hizmetinde görevli sûfiler Gavs-ı Sani Hazretlerini (K.S) ziyarete gitmişlerdi. Gavs-ı Sani Hazretleri (K.S) gelen bu heyete, muhterem babaları Gavs Seyyid Abdülhakim Hazretlerinin (K.S) zamanındayken yaşadığı bir hatırayı şöyle anlattı:
“Bir gün köye bir otobüs dolusu insan geldi. O zamana göre bu çok büyük bir kalabalıktı bizim için. Bu gün 100 otobüs insan ne ise o gün için de kırk-elli kişi aynıydı. Gavsımız beni çay yapmaya gönderdi. Fakat içimden, ‘Bu kadar insana yetecek erzakı nereden, nasıl bulayım da çay yapayım?’ diye düşünerek yerimden kalktım. Zira ne çayımız vardı o kalabalığa yetecek ne de çaydanlığımız.
Kazana su koydum. Ufak bir çaydanlığımız vardı, ona da çay koyar, çayı demlerim, diye düşündüm. O vakitler tüp de olmadığı için ateş yakmak gerekiyordu. Çalı çırpı toplamaya gittim. Döndüğümde baktım ki kazanın altı yanıyor, su kaynamış, çay da demlenmiş. İçimden ‘Allah Allah… kim demledi bu çayı?’ diye geçirirken orada bulunanlara, ‘Niye demliyorsunuz? Emir bize idi!’ diyerek kızdım. Onlar da, ‘Biz demlemedik, sadece kazanın ateşini yaktık’ dediler.
Hiç olmazsa çaydanlığı karıştırayım da demi otursun niyetiyle kapağını kaldırdığımda baktım ki çay demlenmiş, üstelik rengi de tadı da bambaşkaydı. Ömrümde böyle bir çay içmedim. Fakat dikkat ettim içinde çöp yoktu, sanki süzülmüş gibiydi.”
Yine Gavs hazretlerinin (K.S) zamanındaydı. Dokuz-on yaşlarındaydım. Ziyarete gelenler için kilerden tenekeyle buğday alıyorduk. O gün yirmi beş-elli teneke kadar buğday almıştık. Fakat kilerdeki buğdayın hiç eksilmediğini aksine arttığını, çoğaldığını farkettik. Hayretler içinde kaldık. Hemen Gavs hazretlerinin yanına koşup, “Kurban, biz kilerden o kadar buğday aldık ancak azalacağına çoğaldı” dedik. Gavs hazretleri (K.S) gülerek, “Siz bir eksiltiyordunuz, sâdâtlar iki ekliyordu. Birini Şah-ı Hazne (K.S) koyuyordu, diğerini de Hazret” buyurdular.

Sihir ve Büyü

“Resûllullah (SAV) buyurdular ki: “Kim bir arrâfa (kâhine) gelir, bir şeyler sorar ve söylediklerine de (inanıp) onu tasdik ederse, kırk gün namazı kabul edilmez. Kim (sihir maksadıyla) bir düğüm vurursa sonra da onu üflerse sihir yapmış olur. Kim sihir yaparsa şirke düşer. Kim bir şey asarsa, o astığı şeye havale edilir.”

Sihir Haramdır

İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin (K.S) (1563-1624) talebelerinden biri şöyle nakletti: Din düşmanlarının ve hasetçilerinin iftirası üzerine Sultan, İmâm-ı Rabbânî hazretlerini (K.S) Guvalyar Kalesi’ne hapsetmişti. O günlerde büyücülerden biri bana dedi ki:
“Ben Hintçe bazı isimler biliyorum. Eğer bunları bir namaz vaktinden diğer namaz vaktine kadar okursan o gün düşman helak olur! Bu çok tecrübe edilmiştir.”
Sonra o isimleri bir kâğıda yazdı ve bana verip, “Evinin bahçesindeki bir ağacın altına koy” dedi. Ben de, “Yarın salı günüdür, yarın okurum” diyerek aldım ve bahçemdeki bir ağacın altına koydum.
O gece rüyamda hocam İmam-ı Rabbani hazretlerini (K.S) gördüm. Parmağını ısırarak bana,
-“Bizim dostlarımızın böyle bir şey yapması çok hayret edilecek bir iştir. Sakın ha o işi yapma, sihirdir!” dedi. Bu rüyadan sonra büyücünün yazdığı o yazıları okumaktan vazgeçtim. Ancak bir defalık da olsa düşmanın ciğerine bir ok saplamak istiyordum. Bu sebeple de o sihir yazılı kâğıtları atmayıp saklamıştım.
Birkaç gün sonra sultan, İmâm-ı Rabbânî hazretlerini (K.S) hapsettiğine pişman olup, onu serbest bıraktı. Hocam İmâm-ı Rabbânî hazretleri (K.S) hapisten çıkınca üç gün Serhend’de kaldı. Hapisten çıktıktan sonra huzuruna varıp, ziyaret ettim. Mürşidimi sıkıntıya sokanlar için niyetimi gizleyeyim, bu meseleyi kendisine açmayayım diye düşünüyordum.
Huzurunda bulunduğum bir sırada beni kalabalık cemaat arasından çağırtıp buyurdu ki:
“O Hintçe isimleri okuma, çünkü onlar sihirlidir!” dedi. Öyle bir şey olmadığını söyleyip, saklamak istedim. Bunun üzerine mübarek, “Bana niye yalan söylüyorsun? O isimleri falan sihirbazdan öğrendin!” diyerek o sihirbazın ismini söyledi. Sonra da; “O öğrendiğin şeylerin yazılı olduğu kağıt, evinin bahçesindeki bir ağacın altındadır. Her ne kadar sihir tesir ederse de sihir yapmak haramdır. Şimdi git, o sihir yazılı kağıdı yırt!” buyurdu. Başımı önüme eğdim. Daha sonra bana, “O işi yapmayacağına ve sihir yazılı kâğıdı yırtacağına dair söz ver” dedi. Ben bu keramet karşısında hayret ettim. Çünkü yapacağım o işi hiç kimse bilmiyordu. Hemen eve gidip üzerinde sihir yazılı kâğıdı, ağacın altından çıkardım ve yırtıp attım.53

Evliyanın Vefatına Dayanamayan İncir Ağacı

Muhammed Raşid hazretleri (K.S) (1930-1993) vefat etmeden sekiz – on ay kadar önceydi. Sevenlerinin akşamları bir araya gelip sohbet ettikleri bir çay ocağı vardı. Bir akşam içlerinden biri, çay ocağının bahçesinde meyve vermeyen incir ağacını göstererek,

-“Arkadaşlar, şu incir ağacına aşı yapalım da ki meyve versin” dedi.
Ertesi gün aşılı bir incir ağacından alınan yedi kalem getirildi. Her bir kalem, Muhammed Raşid Hazretleri (K.S) ve halifelerinin adına atfen aşılandı. Haftalar ilerledikçe Muhammed Raşid (K.S) ve kardeşi Abdülbâki hazretleri (K.S) için dikilen aşılar, diğerlerinden çok daha fazla büyüyüp serpilmeye başladı. Takvimler, 1993 yılının Ekim ayının 22’sini gösteriyordu. Sabah on sularında aniden çıkan şiddetli bir rüzgâr, ortalığı birbirine kattı. Rüzgar kesildikten sonra çay ocağından dışarı çıkanlar, incir ağacında sadece Muhammed Raşid Hazretleri (K.S) için aşıladıkları kalemin kırıldığını gördüler.
Bazıları nemlenen gözlerini siliyorlardı ki çay ocağının telefonu çaldı. Telefondaki ses Muhammed Raşid hazretlerinin (K.S) ahirete göçtüğünü söylüyordu.
Adeta Allah dostunun varlığıyla sürür bulup yeşeren o körpe fidan, sâdâtın ahirete göçmesiyle, “Artık ben de yaşayamam” dercesine Sadat’a mutabaat ederek kendisini o rüzgâra teslim etmişti.

BEKİR NAS

Denize Varan İzler Denize Varan İzler
Bu kıssalar Hacegan yayınlarından çıkan “Denize Varan İzler” kitabından alıntılanmıştır. Kitabı Semerkand Pazarlama sitesinden satın almak için adrese tıklayın.

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend