İlla Edep

İlla Edep..”Ben namazımı gerçekten kılamıyorum, bunu da tevazu için söylemiş değilim. Benim durumum gerçekten çok bozuk. Ne olacak benim halim?” dedi.

İlla Edep

Tasavvufta adap çok önemlidir. Mesela büyüklerimiz, mürşidinin bulunduğu istikamete doğru ayaklarını uzatmazlarmış. Bunu adaptan kabul ederlermiş. Peki, niçin bize bunu yaptırıyorlar? Bizim tam olarak Allah Teala’yı tanımamız ve Peygamber Efendimiz’e (SAV) itaat etmeye hazır hale gelmemizi istedikleri için böyle davranıyorlar. Bunu yapmakla da bizi alıştırmış oluyorlar. Şayet buna alışırsak diğerlerine hürmet etmemiz kolay olur.
Sofi, evinde otururken, başka yerde, mümkün mertebe mürşidinin tarafına sırtını dönmemesi, ayağını uzatmaması gerekir. Neden? Çünkü mürid, kıbleye hürmeti iyice öğrensin, Beytullah’a daha fazla hürmet etsin diye …
Şah-ı Nakşibend hazretlerinden sonra yaşamış evliyanın büyüklerinden birine iftira ediyorlar. Daha sonra da onu mahkemeye götürüyorlar. Halk da yapılan iftirayı hakikat zannediyor. Mahkemeye götürülen zat ise gerçekten büyük bir Allah dostu. Halk evinin etrafında toplanmış, evini taşa tutacaklar. Bu esnada o zat, mahkemede sorgulanmış suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakılmış ve evine geri dönüyor. Bir de ne görsün, halk evini kuşatmış taşlamak için hazırlanıyor!

O zat şöyle düşünüyor:
– Ey Rabbim! Ben nerede hata yaptım ki bu insanlar bana karşı cephe aldılar?
Rabbü’l-alemîn’e yalvarıyor, yakarıyor…
Ve Rabbimiz de ona ikramda bulunuyor, manen hatasını anlıyor; bir defasında mürşidinin seccadesine basmak suretiyle adaba riayet etmediğini görüyor.
Hemen Allah’a yöneliyor, tövbe ediyor..
Bir de bakıyor ki orada toplanmış bulunanlardan hiçbiri evi taşa tutamamış, elleri havada asılı kalmış!

Kardeşler!
Bu insanlar büyük zatlardır. Allah’a dost olmuşlardır. Bizim görmediğimiz, yaşamadığımız manevi güzellikleri hep onlar yaşamışlardır. Bayezid-i Bistamî hazretlerine;

-“Efendim, filan yerde, filan mahallede, büyük bir Allah dostu var” demişler. Mübareğin müridieri de, o zatı büyük bilmişler ve hep ondan bahsetmişler. Bayezid-i Bistamî hazretleri müridlerinin büyük bildiği bu kişi için,
-“Kalkın! Haydi onu ziyarete gidelim”, demiş.

Müridlerinin, büyük olarak bildikleri zatın bulunduğu yere gelmişler. Bakmışlar ki o zat, abdest almış dergaha gidiyor. O esnada, büyük bir insan olduğuna inanılan o kişi kıble istikametine doğru tükürmüş!
Bayezid-i Bistamî hazretleri bunu görünce müridlerine,

-“Haydi, geri dönüyoruz, demiş. Kıbleye hürmet etmeyen büyük evliya olamaz.” Böylelikle Bayezid-i Bistamî hazretleri, müridlerine bir ders vermiş..

Bu kapı huzursuzluk kapısı değildir

Bu kapıdan daha fazla istifade edebilmemiz için tasavvufun bazı kaidelerini bilmemiz gerekir.
Bir seferinde Gavs Seyyid Abdülhakim hazretleri (K.S) camide mihrapta oturuyordu. Suriye’den Şah-ı Hazne hazretlerinin (K.S) bir Sofisi geldi. Gavs hazretleri (K.S) hemen ayağa kalktı. Onu kendi yerine geçirdi. Onu oturttuktan sonra kendisi de yanına oturdu. Gavs hazretleri (K.S), Şah-ı Hazne’nin (K.S) Sofisi gelmeden önce bağdaş kurmuş oturuyor, Sofilerle sohbet ediyordu. O içeri girince hemen edep vaziyetine geçti. Katiyen edebini de bozmadı.
Gavs hazretleri (K.S) çok hasta olduğu bir gün Diyarbakır’da, bizim evde bulunuyordu. Bizim orada bir hoca vardı; Şah-ı Hazne zamanında onun dergahında ilim okumuştu. Talebe iken tövbe etmiş ve Şah-ı Hazne hazretleri vefat ettikten sonra o da, Diyarbakır’a gelip yerleşmişti. Aradan seneler geçmiş yirmi sene hocanın bu arada durumu çok değişmiş. Namazını dahi terketmiş. Bizim eve gelmiş ve tövbe etmek istiyordu (Ama bir ara, “Kurban ben Şah-ı Hazne’nin yanında tövbe etmiştim” demişti).

-“Kurban, benim durumum çok kötü. Ben doğru düzgün namaz ibadetimi yapamıyorum. Bana tövbe ver” deyince..

Gavs hazretleri,
-“Sen Şah-ı Hazne’nin müridisin, ben sana tövbe veremem”, dedi.

Sonra bu adam beni buldu. Öğle namazı için camiye gitmiştim. Camiden çıkarken yakaladı beni,
-“Ben namazımı gerçekten kılamıyorum, bunu da tevazu için söylemiş değilim. Benim durumum gerçekten çok bozuk. Gavs hazretleri Şah-ı Hazne’nin Sofisiyim diye bana tövbe vermedi. Şimdi ben ne yapayım? Ne olacak benim halim” dedi.

İşte kardeşler, büyüklerin her işinde bir sır vardır. Mürşidinin Sofisine bile adap tutuyorlardı. Mürşidinin Sofisine tövbe vermiyorlardı. Ancak biri vardı ki akıllı bir adamdı. Onun da hali çok acayip idi. Hiç unutmam. (…) köyündendi. Devamlı yeşil cübbe giyerdi. Seyyid mi değil mi bilmiyorum. O Şah-ı Hazne’nin yanında değil de oğlu ve halifesi olan Muhammed Masum el-Haznevi hazretlerinin elinde tövbe etmişti. O Sofi de bir gün geldi. Tövbe etmek istedi. Gavs hazretleri ona da tövbe vermedi. Sofi,

-“Kurban neden tövbe vermiyorsun. Kıyamet gününde Allah’ın, Resûlullah’ın huzurunda senden davacı olurum” dedi. Sofi öyle deyince mübarek,

-“Peki, öyleyse elini uzat” dedi ve tövbe verdi.

Bu hadise onun hayatında benim gördüğün tek örnek idi. Ondan başka görmedim; edebinden mürşidinin Sofilerine tövbe vermiyordu mübarek. Kendi mürşidlerinin Sofisine bile hürmet ediyorlardı. Bunu mürşidine olan sevgi ve saygılarından yapıyorlardı. adap böyledir aslında. Ama ne var ki çoğu bunu bilmiyor, yanlış yapıyorlar. Ucuz şeyhlik yapmak istiyorlar. Tövbe etmiş birini, alıp sen tövbe ettirsen ne olacak? Bir sürü tövbe edecek insanlar var, milyonlarca..

Bir defasında Gavs hazretleri bize şöyle sohbet etti:
– “Camilerde beş vakit namaz kılan, durumu iyi olup kendini idare eden kimselerden ziyade Allah Teala’dan uzaklaşmış ve bize ihtiyacı olanları getirin. Dini bilmeyen, hayatında namaz nedir duymayan, günaha batmış olan o kadar çok insan var ki.. İşte asıl onların bu yola ihtiyacı var. Bize onları getirin.”

İşte kardeşler..
Bir mürşide bağlanmış ve onun tavsiyelerine uyarak tasavvuf yolunda ilerleyenlerden ziyade, bir mürşide ihtiyaç duyanlar bu kapıdan istifade edebiliyor.
Bu büyüklerin kapısı huzursuzluk yeri değildir. Huzursuzluk vermek kimseye bir menfaat sağlamaz. Kim yaparsa zararı kendisinedir. Bu ucuz şeyhliktir. Kimse de tenezzül etmesin. Bizim Sofilerimizden böyle yapan zaten yoktur. Zaten kendiliğinden gelecek olan geliyor. Biz mevcut olanların bile eğitimini tam manasıyla yapamıyoruz. Onun için mübarekler vekillerin çok iyi yetişmesini istiyor. Bir taraftan da Sofilerin manen yetiştirilmesini istiyor.

Doktor Ahmet ÇAĞIL
İlla Edep

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

Send this to a friend