Mehmet IldırarNefsin Mertebeleri

Nefsin Mertebeleri

Sofi mürşidini bulur ve nefsiyle cihada başlarsa, nefs derhal 'emmare'den 'levvame' makamına çıkar. Levvame, yanlış bir şey yaptığında kendini kınayan nefstir.

Nefsin Mertebeleri

Bir genç vardı. Gece gündüz üzerinden güzel kokular yayılırdı. Eşi dostu bu kokulara nereden para bulduğunu sorduğunda genç şöyle dedi:
“Ben kokuya para vermiyorum. Bu güzel kokular bana Allah Teala’nın lütfudur. Şöyle ki : Bir kadın beni hile ile evine soktu ve nefsimden murad almak istedi. Ben de ona, ‘Biraz bekle, bir dışarıya gidip geleyim’ dedim. Dışarıda hayvan gübrelerini yüzüme, vücuduma sürdüm. Kadın beni o vaziyette görünce kovdu. Böylelikle o kadından kurtuldum. Dışarı çıkıp yüzümü gözümü yıkadım. Allah Teala da mükafat olarak bana bu kokuları verdi.”

Muhteremler, anlaşılıyor ki ilahi ikramlara nail olmak için gayret gerekiyor. Hz. Yusuf a.s. “Muhakkak ki kötülüğü emreder.” (Yusuf 53) dedi. Herkeste vardır. kötülükten başka bir şey emretmez. Arifin biri Allah Teala’ya “Rabbim, bana nefsimi göster” dedi. Allah Teala da gösterdi. Nasıl mı? Arif zat ayağa kalktı, baktı etrafında bir köpek dolaşıyor. Kapısı kapalı olduğu için odaya bir köpeğin girmesi mümkün değildi. Bu köpek nereden geldi diye düşünürken, köpek giydiği entarinin içine girip kayboldu. Arif zat; “bildim, nefsim köpek suretindeymiş” dedi.

Sofi mürşidini bulur ve nefsiyle cihada başlarsa, nefs derhal ’emmare’den ‘’ makamına çıkar. , yanlış bir şey yaptığında kendini kınayan nefstir. Kendini kınama ise tevbenin kapısıdır. Tevbe kapısını açıp nasuh tevbeye geçirir. Yani samimi bir pişmanlıkla ve bir daha o günaha düşmeme azmiyle tevbe etmeye ulaştırır.

 

Muhteremler, bu sohbetleri iyiyi kötüyü ayırt etmek, pişmanlık duyup tevbe etmek için yapıyoruz. Nefs Allah Teala’nın yardımına kavuşunca kötülükleri idrak etmeye başlar. Mürşid de onu zikirle, rabıtayla kemalata yönlendirince makamı yükselir.

Mürşide misal Hz. Yusuf a.s.’ dır, müride misal de Hz. Yusuf a.s. nasıl sabrettiyse, sofi de onun gibi sabretmeli ki Hz. Yusuf a.s. gibi muradına erebilsin. Nefs-i levvameden sonra ‘’ye, yani ilham alan nefse geçilir. Bu makamda nefs dinin emirlerine sım sıkı bağlıdır . Rasulullah s.a.v.’in ahlakıy ahlaklanır, bundan zevk ve lezzet alır. Böyle kimsede cömertlik, yumuşaklık, sabır, tevekkül, kusurları affetmek gibi sıfatlar yerleşir. Yalnız bir noksanı vardır; vesveseden kurtulamaz. Üç günlük ömrü için otuz günlük rızık bulur da yine vesvese eder.

Bunun bir üst makamı ‘’ yani doyuma ulaşmış nefstir. Burada vesvese biter. “Ey mutmain nefsi Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön. Katıl kullarım arasına, gir cennetime!” (Fecr 27-30). Bu nefs, Rabbi’nin rızasını kazanmaktan başka hiçbir muradı olmayan nefstir. Ne halde olursa olsun o Allah’tan razı , Allah da ondan razıdır. Nefsi bu makama ulaşan kimse Hakk ın huzurunda edeple durur.

Daha sonra ‘nefs-i mardiye’ gelir. Bu nefs düşük sıfatların tamamından kurtulmuş, Allah Teala’nın rızasına ermiştir. Allah için insanlara hizmet etmekten hoşlanır. Bu nefse ‘nefs-i kamile’ de denir. Şeyhlerimiz, gavslarımız bu makamdadır. Kendi nefsini terbiye edemeyen başkasının nefsini terbiye edemez. Tasavvuf yolunda nefsin terbiyesi için müridin mürşidine sımsıkı tabi olması, “fena fi’şşeyh” denilen hale ulaşması gerekir. Bu durumda mürid nerede olursa olsun şeyhini görür. Böyle bir mürid de mürşidinden aldığını hal diliyle insanlara dağıtır.

Mehmet ILDIRAR
Semerkand Dergisi

Facebook sayfamız - Twitter sayfamız

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend