
Şeyh Seyid Sultan Muhammed Saki Elhüseyni (k.s.) Hazretleri buyurdular:
Bu Yolda Devamlılık Esastır
Seyyid Sâkî Hazretlerinin, Sultan Muhammed Râşid Hazretlerinin (kuddise sirruh) vefatı akabinde söylediği sözler, Tarîk-i Âliyye mensuplarının her zaman ve mekânda yolunu aydınlatacak türdendir:
“Seydâ Hazretlerinin vefatıyla birlikte bir tecrübe daha kazandığımızı idrak ettik. Öyle ki, vefat sonrası sadatların himmeti çok büyük olmuştur. Dikkat ettiyseniz Seydâ Hazretlerinin vefatından sonra bırakan, Menzil’e gelmeyen çok az insan oldu. Üstelik sofiler arasında önem addedecek hiçbir sapma da yaşanmadı.
Zaten aslolan da budur. Yani Seydâ Hazretlerinin dar-ı bekaya irtihaliyle onun yolundan devam etmemiz gerektiğini anlamak çok mühim bir hadisedir. Buraya gelmekten amaç; Resûlullah (s.a.v.) Efendimizi ve mürşidi sevip muhabbetullaha erişmektir.
Resûlullah’a (s.a.v.) daha büyük bir muhabbet duyabilmek için Kur’an-ı Kerim’de mealen, ‘Eğer beni sevmek istiyorsanız Resûlullah’ı sevin’ buyrulmaktadır. Bir başka ifadeyle, eğer sevilmek istiyorsanız Resûlullah’ı (s.a.v.) sevin mesajı vardır. Madem öyle, Resûlullah’ı (s.a.v.) sevelim ki Allah’ı sevmiş olalım.
Kaldı ki Seydâ Hazretlerine olan sevgimiz, bizi Resûlullah (s.a.v.) sevgisine götüren bir basamaktır. Allah’a basamak basamak ulaşılır. Bu yüzden basamaktan gaye, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Tek davamız olmalıdır; o da hiç kuşkusuz İslam üzere ve sırat-ı müstakim üzere yaşamaktır.
Eğer Seydâ Hazretlerine olan sevgi ve muhabbetimiz bu davayla örtüşmeseydi, bugün bu irşat halkasının devamı gelmezdi. Geçmişte bazı insanların mürşitleri vefat edince tarikatı bıraktıklarını müşahede ettik. Bu durum, o insanların ilahi sevgiden yoksun olduklarına işarettir.
Oysa sadatların yolunda mürşitten sonra kopma ya da ayrılma, onların hiç sevmediği bir durumdur. Bu yolda devamlılık esastır. Anlaşılan o ki sadatlar sadece bize basamak oluyor, Allah’a ulaştırmak için Ümmet-i Muhammed’e hizmetkarlık yapıyorlar.
Bizim onların ardından her seferinde ağlamamız, onların bu dünyadan gidişine değil, kendi halimize ağlamaktır. Seydâ Hazretleri bu dünyadan ayrılmakla ‘Acaba yetim mi kaldık?’ türünden hislere kapılsak da çok şükür bizi yetim de çobansız da bırakmadılar. İşte görüyorsunuz, bu kapı kapanmadı ve kapanmaz da…
Bize uygulattıkları gerek hatme, gerek vird, gerekse diğer görevler Allah’a ulaşmaya yönelik uygulamalardır. Dahası sadatlar bize her zaman Kur’an’ın tatbikini ve Allah zikrini telkin ediyorlar. İnşallah bu yol kıyamete kadar böyle devam edecektir.
Uzun ince bir yoldayız. Ancak bu ince yolda sevgilinin sevgilisinin sevgilimiz olması esastır. Hiç kuşkusuz gerçek sevgili ise Kur’an ve Sünnet’tir.
Zaten bu kapının en belirgin özelliği, Ehl-i Sünnet çizgisinden zerre miskal şaşmamasıdır. Dolayısıyla bu kapıda kalabalık ölçü değildir; sayıya takılmamak en doğrusudur. Uçmakmış, şuymuş, buymuş.. Bu tür kerametler doğrudur ancak büyüklüklerine delil olamaz.”
(Selim Gürbüzer, “Seyyid Sâkî Erol ile Mülâkat”, Gündüz Gazetesi, 28 Ekim 1998)



