Hicri Takvim: 5 Zilkade 1435

Anasayfa » Tasavvuf Sohbetleri » Mücahede ve Nefsin Islahı

Mücahede ve Nefsin Islahı

Ayrıca dışta ve içte olmak üzere ikiye ayrılır. Dıştaki düşman kâfir, içteki düşman nefs-i , şeytan ve kötü arkadaştır.

nefs-terbiyesi

ve Nefsin Islahı

Mücahede, nefsin meşru olmayan istek ve arzularını yenmek için insanın kendine muhalefet etmesidir. söyleyecekken Allah’tan korkup doğruyu söylemen mücahededir. Gözün harama bakmak istedi, bundan sakınıp gözünü çevirdin, bu mücahededir. Haram yemek istedin ama yemedin, mücahede…

Mücahedenin mahiyeti çok geniştir. Gözün görmesinden elin tutmasına, dilin konuşmasına kadar binlerce çeşit günah meydana gelir ki bunlara muhalefet etmek Allah için cihattır.

Allah Rasulü s.a.v. Efendimiz Tebük savaşından dönerken, “Küçük cihattan büyük cihada döndük” buyurunca sahabiler r.a., “Ya Rasulallah, yaptığımız bu muharebeden daha büyüğü olur mu?” dediler. Efendimiz s.a.v.: “Evet, insanların muharebesi hayatlarında birkaç defa olduğu halde, nefsin cihadı günde bin defa karşımıza çıkar.” buyurdu. Anlaşılıyor ki cihat bitmez. Nefsine galip gelmeyen kimsenin cihadından söz edilemez.

Meşhur Tefsir Hülasatü’l-Beyan’da Allah yolunda mücahede şöyle anlatılıyor: “Bu söz, yasakları terketmeyi, emirleri yerine getirmeyi kapsar. Ayrıca mücahede dışta ve içte olmak üzere ikiye ayrılır. Dıştaki düşman kâfir, içteki düşman nefs-i , şeytan ve kötü arkadaştır.”

Allah yolunda mücahede edecek olan müslüman, cihada önce günahları terkle başlar. Günahlarına tevbe etmeyen bir fayda görmez. Günah yolunu kapamayan itaat yoluna giremez. Zira günahlar iyi amelleri ortadan kaldırır.

Fahreddin Râzî Hazretleri, Maide Suresi 35. ayetinin tefsirinde kulun ibadette iki maksadının olabileceğini bildiriyor: Birincisi sadece ilâhi rızayı gözetmek; ikincisi azaptan kurtulmak ve ahiret nimetlerine vasıl olmak… Yine bu ayet-i celileye göre cihat dört şekilde ortaya çıkmaktadır: Günahları terkle cihat, nefsi ıslahla cihat, şeytandan uzaklaşmakla cihat ve kötü arkadaşı terk etmekle cihat.

Allah Tealâ şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Sizler kendinizi düzeltmeğe bakın; siz doğru gittikten sonra sapanlar size bir zarar veremez. Hepiniz nihayet Allah’a varacaksınız. O vakit size ne yaptığınızı haber verecek.” (Maide, 105) Müfessir diyor ki; müminlere her şeyden evvel kendi nefislerinin ıslahı lazımdır. Kendi ıslah olmayan başkasını ıslah edemez. Herkese kendi amelinden sorulacak. Kimse başkasının günahından zarar görmez. Asilerin isyanı, kâfirlerin küfrünün zararı ancak kendilerinedir.

Bu ayet-i celile, emr-i marufun terki anlamına da gelmez. Zira hayrı, iyiliği emredip, kötülükten, günahtan sakındırma vazifemiz Kur’an ve Sünnet’le sabittir. Bir kötülüğü elinle düzeltebilirsen elinle düzelt; öyle olmazsa dilinle düzeltebilirsen dilinle düzelt; onu da yapamazsan kalbinle buğzet hükmü sabittir. Demek ki zulmü ortadan kaldırmaya da memuruz.

Hakkı duyurmak, güzeli tavsiye ve kötülüğü men etmek görevimizdir, fakat öncelikle yapılması gereken kendi nefslerimizi isyandan muhafaza etmektir. Kendimiz şer işlerle meşgulken maruftan nasıl söz edebiliriz, nasıl ikna edici olabiliriz ki! Kendisi hayra yönelenin nasihatlerini dinlemeyenlerin zararı ise kendinedir. Fakat biz hayra yönelmez, başkalarının yönelmesi için de bir gayretimiz olmazsa, asilerin zulmünden dolayı Allah’ın azabı inince, bu hepimizi kapsar. Yani bela umumi gelir.

Mehmet ILDIRAR

Mesaj Yazın

E-Mail adresiniz sadece bizde kalır.Gerekli Alanlar İşaretlidir *

*


7 + = onbeş

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>