Keramet ve istidraç

Keramet ve istidraç

Keramet ve istidraç

İnsanlar tarafından birbirine en çok karıştırılan kavramlar arasında “keramet” ve “istidrac” ıstılahları bulunur. Görünüşte birbirlerinin aynı gibi görülen, hatta bu yüzden pek çok saf niyetli insanların aldanmasına yol açan, ama aslında birbirleriyle taban tabana zıt iki kavramdır.

Keramet sözlükte, ikram manasına gelir. Dini kavram olarak ise, mü’min ve sâlih bir kimsede meydana gelen harikulâde haller anlamını taşır. Ayrıca keramet, sûfilerin hayatlarında görülen harikulâde davranışlar olarak tarif edilmiştir.
İki çeşit keramet vardır;

Kevnî (maddî–surî) kerâmet; Deniz üzerinde yürümek gibi.
Hakîkî (ilmî–manevî) kerâmet; İlim, irfan ve ahlakla ilgili kerametler gibi.
Kerâmet konusunda evliyâ ve tasavvuf erbabı arasında kabul gören temel kurallar şunlardır;
1-Kerametin gizlenmesi esastır. Zira keramet, Allah’ın bir lütfüdür. Kâmil insan onunla değil, sadece kulluk vazifesiyle ilgilenir. Bu hususta şöyle denilmiştir:
“Su üzerinde yürürsen saman çöpü olursun. Havada uçarsan sinek olursun. Bir gönül ele al ki adam olasın.”
2-Keramet değil, istikâmet esastır. Velî kerâmeti gaye edinmemelidir. Kâmil mürşidlerin hepsinde keramet zuhur etmez. Ama istikamet üzeredirler.
3- Keramete değil, Şeriate uymak asıldır. Beyazid Bistâmî der ki:
“Bir adamın havada bağdaş kurup oturacak kadar kerametlere sahip olduğunu gözlerinizle görseniz o adamın Allah’ın emirlerini, nehiylerini ve hudutlarını muhafaza ve Şeriata riayet hususunda nasıl hareket ettiğini inceleyinceye kadar ona inanmayınız.”
4- Asıl keramet kötü huyları yok etmektir.
5- Keramet bir perde ve engel de olabilir. Keramete takılıp kalanlar gerçek vazifelerini ihmal ederler. Bu tehlikeyi sezen sûfîler, keramet vukû bulduğunda hiç olmamış gibi davranmışlardır.(1)
Kerametin bir benzeri olarak bazı olağanüstü özellikler bazan salih kimselerin dışında da görülebilmektedir. Bu gibilerde görülen böyle hallere “istidrac” denilmiştir.

KERAMET NEDİR?

Keramet ile istidrac hem madden hem de manen birbirlerine zıttır. Öncelikle keramete bakacak olursak; Keramet, mucize gibi, Allah’ın fiilidir. Keramet sahibi, kerametin Allah’tan olduğunu bilir ve Allah’ı kendisine bir himayeci ve gözetici olarak kabul eder. Bu yüzden tevekkülü ve imanı da fazlalaşır. Ancak, bazan Allah’ın izniyle gösterdiği kerametlerin farkına varabilir, bazan da varamaz. Aslında en uygun ve münasib olanı da farkına varmamasıdır.

İSTİDRAC NEDİR?

İstidrâc ise, gaflet içinde iken bir takım gaybî olayların ve hadiselerin insana görünmesiyle veya kendisinden bir takım garib fiillerin görülmesiyle gerçekleşir. İstidrac sahibi, nefsine güvenmesi ve o olağanüstülükleri kendisine bağlamakla enaniyeti ve gururu öyle fazlalaşır ki, ‘İnnemâ ûtîtühû alâ ilmin'(2) demeye başlar.(3)
Görüldüğü gibi keramet ile istidrac arasındaki farkı ayırt edebilmek için eldeki en güvenilir ölçü, o kimsenin hal ve davranışlarıdır. İslam’ı yaşamayan, bir müslümanda bulunması gerekli özellikleri taşımayan fasık ve günahkâr kimselerde meydana geliyorsa, bu hal hiç şüphesiz istidractır.

KERAMET İSTİDRAC’DAN NASIL AYIRT EDİLİR?

Keramet sahibi, İslami inançlara bağlı, şehevî ve nefsanî arzulardan uzak, gönül aynası berrak, namazda–niyazda olan kimsedir.
İslam âlimleri kerametin caiz olduğunu, bunun, velayet mertebesine ulaştığını iddia eden yalancıdan, gerçek olanı ayırmaya yarayan bir ölçü sayılabileceğini kabul etmişlerdir.
Tasavvuf erbabı, her ne kadar açıkça keramet göstermeye taraftar olmasalar da, inançsızlara karşı gerçeğin üstünlüğünü göstermek ve istidrac ehlinin sihir ve etkilerini hükümsüz hale getirmek, mü’minlerin kalplerinde oluşabilecek bir takım şüpheleri izale edebilmek için kerametin ızharına, yani açıkça gösterilebileceğine cevaz vermişlerdir.(4)
Eğer bilmeyerek harika bir hale mazhar olur da, bunu kendi nefsine değil, Rabbine verirse, o zaman Allah’a olan güveni ve imanı daha da artacaktır. Böylelikle ihlasına da herhangi bir halel gelmeyecektir.(5)
Ahiretin sonsuz ve hiç tükenmeyen meyvelerini bu geçici dünyada yemek istemeyen büyük zatlar, çoğu zaman keramete mazhar olmayı istememişlerdir. Hatta en sıkıntılı anlarında dahi, hizmet, meşakkat, musibet ve külfetleri hep hoş karşılamışlardır. Asla hallerinden şikâyet etmemişlerdir. “Elhamdülillahi alâ külli hâl” demişlerdir. Bununla birlikte kendilerine keşif, keramet, manevî zevk ve nurlar ikram edildiği zaman, İlahî bir iltifat olarak kabul etmişler, mümkün olduğunca insanlardan gizlemeye çalışmışlardır. Fahre ve böbürlenmeye değil, şükre ve kulluğa daha ziyade sarılmışlardır.
Bu hakikate binaen, velâyeti ve tarikatı isteyenler, eğer velâyetin bazı damlacıkları olan manevî zevkleri ve kerametleri esas hedef olarak kabul ederlerse, böyle bir hale mazhar olunca da kendini beğenmişlik hatasına düşerlerse, bakî ve ahirete ait meyveleri geçici dünya hayatında yeme gafletine düşmüş olurlar. Bunun da ötesinde, velâyetin adeta mayası olan ihlası kaçırmakla kalmazlar, ellerindeki velâyet mertebesinden de mahrum olurlar.(6)
Kaldı ki kerametlerin çoğunluğu ihtiyarî olarak değil, irade dışı gerçekleşir. Umulmadık bir yerden, beklenmedik bir tarzda İlahî bir ikram olarak kendisini gösterir. Yine keşif ve kerametlerin çoğunluğu seyr ü sülûk esnasında, tarikat berzahından geçilmesi sırasında, maddî sınırlamalardan bir derece soyutlanmak sayesinde gerçekleşir. Maddi alemde ise yine aynı tabiat kurallarına tabi olma söz konusudur.(7)

DİPNOTLAR:
1. Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi, Dr. Mustafa Kara, 159–160, Istanbul–1985
2. “Bu Servet, bilgim sayesinde bana verilmiştir.” Kasas, 28:78
3.Bediüzzaman Said Nursî, Kaynaklı–İndeksli Risâle–i Nur Külliyatı (RNK), Mesnevi–i Nuriye, C.2, İstanbul–1996, s. 1360–1361.
4.Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatler, İstanbul–1990, s. 139.
5. RNK, Mektubat, C.1, s. 359.
6. RNK, Mektubat, C.1, s. 565.
7. RNK, Mektubat, C.1, s. 368.

Dr.Veli SIRIM
Keramet ve İstidraç

Facebook sayfamız Twitter sayfamız

BENZER YAZILAR

Send this to a friend