Ölüm Başa Gelince

Ölüm Başa Gelince

Ölüm Başa Gelince

Bütün hesaplara, planlara, iyilik ve kötülüklere, işlere, kazançlara bir gün bir nokta konulacak. Bir cümlenin sonundaki nokta gibi.
Ölüm haktır, yani herkes ölecek, Kur’an-ı Hakim’in ifadesiyle “Her canlı ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmran, 185). Her kişi doğmayı, yaşamayı bildiği gibi ölmenin, fani olmanın ne demek olduğunu da apaçık bir şekilde bilecektir. Allah Tealâ ayetin devamında da şöyle buyuruyor: “..ve kıyamet günü, (dünyadayken) yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o gerçekten kurtuluşa ermiştir.”

Dünya hayatının ardından ölümü tadıp “Sonunda kendisine döndürüleceğimiz” (Ankebut, 57) Rabbimiz bizi nasıl karşılayacak? Nasıl öleceğiz, sonrasında bizi neler bekliyor?
Öncelikle akılda tutmamız gereken hakikat şu: Herkesin ölüm şekli farklı olacaktır. Müminin ölümü başka, kâfirin ölümü başka, günahkârın başkadır.

Salihlerin ölümü

Ameli hayırlı olan, dünya hayatını Rabbinin belirlediği ölçülere göre yaşamış, O’na kulluğunu bilmiş bir kimse öleceği zaman, Azrail aleyhisselam ve beraberindeki melekler güzel şekillere bürünerek ruhunu almaya gelirler. Güneş gibi parlayan yüzleriyle gülümseyerek kulun karşısına çıkarlar. Ona cennetten getirdikleri misk, reyhan ve ipek kefeni sunarlar. O esnada Azrail aleyhisselam acı çektirmeden ruhunu alır. Böylece ruh, bir ömür hayırlı ameller için kullanılmış bedenden kolayca çıkmış olur.
Böyle vefat eden kişiye ‘Artık Allah Tealâ’nın huzuruna çıkabilirsin” denir. Ruhunu, getirdikleri ipekten kefenle sararlar ve misk kokusu sürüp onu Allah Tealâ’nın huzuruna götürmeye başlarlar. Yeryüzünde Allah Tealâ’yı anıp ibadet ettiği tüm yerler, ona rızık olan bütün nimetler onunla beraber yükselmeye başlar ve kırk gün boyunca onun kavuşma anına şahit olup ağlarlar.
Böyle salih bir kulun ruhu göklere yükseltilirken, melekler karşılamaya gelirler ve “Bu nurlara bürünmüş hayır sahibi kişi kim?” diyerek gıpta ile sorarlar. Onunla beraber olan melekler, “Bu, hayırlı amellerde bulunup Allah Tealâ’ya itaat eden falan kişinin ruhudur.” diye cevap verirler. Bunu duyan melekler, “Hoş geldin ey hayırlı bedende bulunan hayırlı ruh, merhabalar sana!” derler ve devamla “Müjdeler olsun sana, Allah Tealâ senden razı olmuş. Artık senin yurdun ebedi cennettir.” derler.
Bundan sonra her bir kat semaya çıktıklarında buna benzer şekilde melekler onu karşılar ve övgülerle diğer semaya doğru onu uğurlarlar. Ruh Allah Tealâ’nın arşına çıkana kadar bu böyle devam eder. Huzura varınca secdeye kapanır ve Allah Tealâ onun affedildiğine dair fermanı kendisine verir.

Günahkârın ölümü

Ömür sermayesini heba eden günahkâr müslümanlara gelince, Azrail aleyhisselam ve beraberindeki melekler korkutucu bir şekle girerek onun ruhunu almaya gelirler. Azrail aleyhisselam ona şöyle seslenir:
“Ey günahkâr ve kirli bedende bulunan ruh! Allah Tealâ senin hakkında gazaba geldi. Artık senin yerin cehennem!”
Böyle kişinin ruhu bedenden alınıp yükseldikçe bütün melekler ürkütücü bir sesle bu sözleri ona haykırırlar. Birinci kat semaya vardıklarında melekler ruhunun geçmesine izin vermezler. “Bu kirli ve kokuşmuş ruh kimindir?” diye diğer meleklere sorarlar.
Onlar “Bu falan günahkârın ruhudur.” diye cevap verince: “Ey hoş gelemeyen kişi, sana merhabalar olmasın!” derler. Göklere yükselmesine izin vermezler.
Günahkâr müslümanın hali bu kadar zorken kâfirin ölümündeki dehşet ise Allah bizi muhafaza etsin bahsedilecek gibi değildir. Allah Tealâ’nın şu ayeti her şeyi anlatmaya yeter:

“Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve Tadın yakıcı cehennem azabını’ (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydin!” (Enfal, 50)

Toprağa girmeden önce

İnsan öldüğünde yıkama, kefenleme, tabuta koyma gibi işlemlerin her birinde üçer defa kendisine haykıran sesler duyar.
Ruhu bedenden alındıktan sonra ilk defa; “Ey ademoğlu, sen mi dünyayı terk ettin yoksa dünya mı seni terk etti?”, daha sonra; “Sen mi dünyayı öldürdün yoksa o mu seni öldürdü?” diye soran sesler duyar.
Beden musalla taşına konulduğu zaman ise; “Ey ademoğlu, nerede yaşayan bedenin, seni kim böyle aciz bıraktı? Nerede o tatlı dilin, kim seni dilsiz bıraktı?

Sorgusuz Sualsiz

Herkes kabir sualine tâbi tutulacaktır. Ancak bazı insanlar istisnadır, kabir azabı görmezler. Bu bahtiyar kişiler şunlardır:

• Peygamberler, sadık kimseler, şehitler, kalplerini Allah Tealâ’ya bağlayanlar,

• Sevabını duydukları günden itibaren her gece Mülk suresini okuyanlar,

• Ölüm anında İhlâs suresini okuyup ölenler,

• Veba hastalığı çekenler ve ölmeseler bile hastalık esnasında sabredenler,

Cuma günü ve gecesinde vefat edenler,

• Doğuştan deli olup o halde ölenler,

• Saf olup, kötü niyet taşımayı bilmeyen kimseler.

Nerede kulakların, kim seni sağır bıraktı? Nerede dostların, kim seni yalnız bıraktı?” diye haykıran sesler işitilir.
Ölen kişi kefenle sarıldığında yine kendisine, “Ey ademoğlu!” diye seslenilir. “Eğer Allah Tealâ senden razı ise bütün güzellikler senin için. Eğer senin hakkında gazaba geldiyse dehşet verici azap senin için! Ey ademoğlu, bu sefer uzun bir seferdir. Artık evine dönüşün yok!”
Tabuta konulduğunda ise şu sesi duyar: “Ey ademoğlu, eğer Allah Tealâ’nın emirlerine itaat ettiysen bütün güzellikler senin için! Eğer (günahkâr olsan da) tövbekar olduysan bütün güzellikler yine senin için!”
Cenaze namazı kılındığında bu kez: “Ey ademoğlu, artık dünyada yaptıklarına göre iyilik ya da azap göreceksin!” diye seslenilir.
Ölen kişi kabrine doğru götürüldüğünde birkaç adımda bir etrafındakilere dönerek: “Ey yakınlarım, dostlarım, komşularım sakın benim gibi dünya sizi de aldatmasın. Toplayıp bir araya getirdiğim mal mülk başkalarına kaldı. İşte hesabını Allah Tealâ benden soracak!” der. Ama hiç kimse bu sesleri işitemez.
Eğer ölen kişi hayırlı amellere sahip bir kimse ise, bütün bunlar olurken evinden ta kabrine konulana kadar melekler saf saf dizilip onu takip ederler ve; “Merhabalar sana, hoş geldin ey Allah’ın kulu!” diyerek onu hüznüyle, yalnızlığı ile baş başa bırakmazlar.

Kabir hali

Hayırlı bir kimse kabre konulduğu zaman kabri ona şöyle seslenir:
“Hoş geldin, merhaba sana! Vallahi sen benim üzerimde yürüyüp gezdiğin zamandan beri ben seni çok seviyorum. Şimdi burdasın. Sana ne kadar iyi davranacağımı göreceksin. Öyle ki benim içimde her anın güzellik ve ferahlıkla geçecek.”
Ameli kötü olan günahkâr bir kimse kabre konulduğunda ise kabir ona şöyle seslenir:
“Ey hoş gelmeyen kirli insan, merhaba olmasın sana! Vallahi sen benim üzerimde yürüyüp gezdiğin zamandan beri senden nefret ediyorum. Şimdi artık bendesin. Sana neler yapacağımı göreceksin!”
İşte o zaman etrafındaki diğer kabir ahalisi ona şöyle derler: “Sen nasıl oldu da bizim halimizi, öldüğümüzü ve kabre konulduğumuzu gördüğün halde ibret almadın?!”
Kabrin üzeri kapandıktan sonra Allah Tealâ Münker ve Nekir isimli melekleri gönderir. Göğe uzanan başları, şimşek gibi gözleri, gök gürültüsü gibi sesleri olan Münker ve Nekir, ateşler püskürerek ellerinde bütün dünyanın bir araya gelse kaldıramayacağı birer gürzle gelirler.
Ruh, Münker ve Nekir’e cevap verebileceği şekilde, dünya hayatından farklı bir mahiyette Allah Tealâ’nın izniyle tekrar cesede yerleşir. Melekler ona sorarlar:
– Rabbin kim?
– Dinin nedir?
– Allah Tealâ tarafından sana gönderilen kişi (Allah Rasulü s.a.v. hakkında ne dersin?
Eğer hayırlı amellere sahip bir kimse ise şu şekilde cevap verir:
– Rabbim Allah’tır. Dinim İslâm. Allah Tealâ tarafından bana elçi olarak gönderilen Hz. Muhammed s.a.v. peygamberimdir.
Kötü amellere sahip olan günahkâr kişi ise bu sorular karşısında şaşırıp kalır, bilmiyorum der. Günahkâr kişinin bu cevabını duyan Münker ve Nekir, ona ellerindeki gürzlerle vururlar.

Kabirden kıyamete

Sorgu sualden sonra ruh tekrar bedenden ayrılır, fakat kıyamete kadar kabrinde kalmaya başlar. Allah Tealâ ameli iyi olan kimsenin kabrini yetmiş fersah genişletir ve cennetten bir pencere açılmasını emreder. Melekler cennet halılarını getirip altına sererken, cennet elbiselerini de giydirirler. Cennet kandilleri getirip kabrini aydınlatırlar. Yaptığı salih ameller sevdiği kişilerin şekillerine girer. Hem kıyamete kadar ferahlanması hem de kıyamet günü üstlerine binip haşir meydanına gelmesi için onu teskin ederler.
Ameli kötü olan kimseye gelince, Allah Tealâ kabrinin daraltılmasını ve cehennemden bir pencere açılmasını emreder. Öyle ki Allah muhafaza kabrin içine ateş, duman ve köz parçaları fırlamaya başlar. Dünyada yaptıkları iğrenç kokulu bir buhar halinde yanına gelir ve üstüne çıkarak kıyamete kadar ona azap etmeye başlar. Etrafına yılan ve akrepler yığılır. Fakat onlar bildiğimiz yılan ve akrepler değil, kötü amellerinin kişiye azap etmek için aldığı şekillerdir.

Kâfirlerin azabı kıyamete kadar hafiflemez. Günahkâr müslümanlarınki ise, yaşayanların onlar için yaptıkları hayırlar, dua ve Kur’an tilavetleri sebebiyle hafifletilir veya affedilir, Günahı az olan, büyük günahları Allah Tealâ’nın lütfü ile affedilen kimselerin azapları da geçici olur.
Gerçeği en doğru haliyle, bütün ayrıntılarıyla bilen şüphesiz Allah Tealâ’dır. Kur’an-Kerim, hadis-i şerifler ve alimlerimizin eserleriyle bizlere aktarılan ölüm anı ve sonrasına ait bilgiler, önümüzde çok ciddi, çok ağır zamanların olduğunu gösteriyor.
Bilmek ve unutmamak gerekiyor: Ölüm hak, kabir hayatı hak, kıyamet, mahşer hak. Yani hepsi birer gerçek. Ve önümüzde gidilecek sadece iki yer var.

Cennet ya da cehennem…

Mehmet Fatih ÇAKIR
Semerkand Dergisi

Facebook sayfamız Twitter sayfamız

BENZER YAZILAR

YORUM YOK

  1. Ali ERGIN dedi ki:

    ALLAH sizlerden razı olsun. Rabbim cümlemizin günahlarını afeder ve bizi cennetine koyar inşallah.

  2. Nasihatler.Com dedi ki:

    Yazı Semerkand Dergisinen alınmıştır. Oradan araştırabilirsiniz.

  3. adnan dedi ki:

    Azrail aleyhisselam ve beraberindeki melekler korkutucu bir şekle girerek onun ruhunu almaya gelirler. Azrail a.sselam ona şöyle seslenir:
    “Ey günahkâr ve kirli bedende bulunan ruh! Allah Tealâ senin hakkında gazaba geldi. Artık senin yerin cehennem!”
    Böyle kişinin ruhu bedenden alınıp yükseldikçe bütün melekler ürkütücü bir sesle bu sözleri ona haykırırlar. Birinci kat semaya vardıklarında melekler ruhunun geçmesine izin vermezler. “Bu kirli ve kokuşmuş ruh kimindir?” diye diğer meleklere sorarlar.
    Onlar “Bu falan günahkârın ruhudur.” diye cevap verince: “Ey hoş gelemeyen kişi, sana merhabalar olmasın!” derler. Göklere yükselmesine izin vermezler.
    Günahkâr müslümanın hali bu kadar zorken kâfirin ölümündeki dehşet ise Allah bizi muhafaza etsin bahsedilecek gibi değildir. Allah Tealâ’nın şu ayeti her şeyi anlatmaya yeter:
    “Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve Tadın yakıcı cehennem azabını’ (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydin!” (Enfal, 50)
    Toprağa girmeden önce
    İnsan öldüğünde yıkama, kefenleme, tabuta koyma gibi işlemlerin her birinde üçer defa kendisine haykıran sesler duyar.
    Ruhu bedenden alındıktan sonra ilk defa; “Ey ademoğlu, sen mi dünyayı terk ettin yoksa dünya mı seni terk etti?”, daha sonra; “Sen mi dünyayı öldürdün yoksa o mu seni öldürdü?” diye soran sesler duyar.
    Beden musalla taşına konulduğu zaman ise; “Ey ademoğlu, nerede yaşayan bedenin, seni kim böyle aciz bıraktı? Nerede o tatlı dilin, kim seni dilsiz bıraktı?….
    Kaynaklarını öğrenebilir miyim? Hadis mi, ayet mı? Allah dostlarının anlatımı mı.nerede geçiyor yani.uydurma mi degil mi

  4. Nasihatler dedi ki:

    Allah hepimize hayırlı ölüm ihsan etsin.

  5. Menzil dedi ki:

    Allah razi olsun.

  6. Misafir dedi ki:

    Amin.. Her satırı ilaç gibi.. Allah idrakimizi, itaatimizi artırsın..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend