Semerkand Dergisi

Nefsim Hizaya Gel!

Ne maksatla yaratıldığımın bilincinde miyim, haramı helali ayırt edecek temel bilgilere sahip miyim?

Nefsim Hizaya Gel!

Merhum Yunus‘un

Bilirim seni yalan dünyasın
Evliyaları alan dünyasın
Sevdiğimi aldın beni ağlattın
Dönüp gülerek bakan dünyasın

dizelerindeki nasihatle dünyanın faniliğini, aldatıcılığını hatırladığımızda yüzümüzü çevirebiliyoruz ondan. Yine bir Euzü Besmele ile, Allah Teala’nın zikriyle şeytanı def edebiliyoruz ama nefsimizin önünü almak için her an tetikte beklememiz gerekiyor. Zira

Nefsim beni çağırır hep zarara
Dertlerime dert katar, boğar hep acıya
Düşmanıma nasıl karşı koyabilirim acaba?
O düşman hep kaburgalarımın arasındaysa

diyen Zünnun-ı Mısri‘nin (k.s) de dikkat çektiği gibi nefis, düşmanlarımızın en zoru ve sinsi olanıdır. Meymun b. Mihran şöyle der:

-“Bir kişi iş ortağının kendisini sorguladığından daha sıkı bir şekilde nefsini hesaba çekmedikçe müttakilerden olamaz. Her ortak, iş sonunda birbirini karşılıklı olarak hesaba çeker.”

Rabbimiz imtihanı ve hikmeti gereği bizi nefsimizle ortak eylemiş. İstesek de istemesek de bu ortakla hayat sürmek zorundayız. Gariptir, düşman olduğunu apaçık bildiğimiz bir kişi, suretiyle karşımıza dikilse mukavemet için ne gerekirse yaparız. Lakin görmediğimiz ama varlığından, kötülüğünden haberdar olduğumuz nefsimize kolayca tav olabiliyoruz. Bizimle çekişip duruyor; niyetlerimizi, amellerimizi, ibadetlerimizi heba etmek için fırsat kolluyor.

“Bu kulun her işi Allah içindir, Rasulü’nün nasihatlerincedir, yakasından düşeyim” demiyor. Merhameti yok, en beklenmedik anda yolumuzu kesiyor. “Bir an insaf et, dur” diyecek zaman bırakmıyor. Mekan tanımıyor; “Burası Mekke’dir, şurası tekkedir; biraz uslanayım” demiyor. Unutturuyor, aldatıyor, cehalete meylettiriyor, ibadete yaklaştırmıyor, yaklaştırsa ya gevşeklik veriyor ya da peşinci davranıyor. Tövbe istemiyor, istese sebat ettirmiyor. Kalplerimiz gibi aklımızı, muhakememizi de esir alıyor; ırkla, milliyetle böbürlendiriyor, kardeşliğimizi bozuyor, ayrılığa düşürüyor. Haram işi, kazancı, gıdayı zamane ihtiyaçlarından zannettiriyor. Tahammülsüzlükle, merhametsizlikle, öfkeyle, gıybetle evlerimizde huzur bırakmıyor. “Sizler öyle bir zamandasınız ki, nefsani arzular amele tabi olur. Sizlerden sonra öyle bir zaman gelecek ki, ameller nefsin arzularına tabi olacak” diyen Abdullah b. Ömer’in (r.a) sözündeki gibi ibadetlerimizi, hayır ve hasenatımızı ucuba, riyaya; hizmetlerimizi hırsa, kıskançlığa, hasede, baş olma sevdasına kurban ettiriyor.

Özetle, kâh ibadetten uzak tutan, kâh ibadetlerin ruhuna aykırı hareket ettiren, harama, günaha bulaştıran, kin, cimrilik, öfke gibi huylarla türlü çirkin fiiller işleten nefis, “aşırı derecede kötülüğü emreder…” (Yusuf, 53)

Şu halde “Büyük cihad nedir?” sualine; “Kulun, nefsin arzularına karşı mücahede etmesidir” cevabını veren Rasul-i Ekrem Efendimizin (s.a.v) buyruğu doğrultusunda, nefsimizi muhasebeye ve ıslaha tabi tutmak selametimiz için gerekli değil midir?

ÖLME, GÜZELLEŞ!

Ahlaklarıyla, amelleriyle kemale ermiş güzel insanlardan her nerede bahsedilse “nefislerini öldürdüler” şeklinde bir tabir kullanırız. Mecazidir söz; nefsin tabiatında bulunan fena arzu ve meyillerin gücünün kırıldığını ifade eder. Ve her halükarda kul olma yolunda emekleyen bizlere cazip gelir, “Nasıl başardılar?” dedirtir. Onlar gibi olamasak bile, halimizi gözden geçirip, gayrete gelmemiz için üzerinde düşünmeye değer.

Allah Teala, Necm suresinin 32. ayet-i kerimesinde “Kendinizi temize çıkarmayın…” buyuruyor.

Nefsimizi temize çıkarmak; fenalığını görmemek, terbiye etmeye yanaşmamak, çabasında olmamak manasına geleceğinden Cenab-ı Mevla bizi uyarıyor. Ve;

“Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir” (Şems, 9) ayet-i kerimesi ile de nefsi kötülüklerden arındırmaya teşvik edip müjdeliyor. Bu müjdeye nail olabilmek için üzerimize düşen vazife nefsani hal ve tavırlardan uzak kalmak olduğuna göre; halimizi, şartlarımızı hesaba katarak şöyle bir terbiye metodu deneyebiliriz.

Mesela; ne maksatla yaratıldığımın bilincinde miyim, haramı helali ayırt edecek temel bilgilere sahip miyim, bildiğimi ne derece hayatıma tatbik edebiliyorum, ailemin, dostlarımın haklarına riayet edebiliyor muyum, helalinden kazanıyor, helale sarf edebiliyor muyum, ibadetlerimdeki safiyeti engelleyecek kalbi marazların tedavisine çalışıyor muyum, her işimde niyetim Allah için midir, vaktimi boşa harcıyor muyum gibi pek çok soruyu her demde kendimize yöneltip cevap arayabilir, olurunu olmazını dinimizin ölçülerine vurarak muhakememizi yapabiliriz.

Nefsimizin kusurlarını gördükten sonra ise eksik ve hatalarımızı tekrarlamamak için açık verdiğimiz her yerde nefsimize ceza verebiliriz. Ki bu usul, manen kemale ermiş kıymetli insanların yöntemlerindedir. Bir vakit namazı cemaatle kılamayanların kendilerini uykudan mahrum ettikleri, yanılarak gözleri harama nazar edenlerin türlü cezalarla nefislerini dizginlemeye çalıştıkları bize kadar gelen örneklerdendir.

Nefsimizi azgınlaştıracak ortamlardan uzak durmak, onu hayırlı meclislere gitmeye ikna etmek, arkadaş ve dost seçimine özen göstermek atılabilecek adımlardandır. Bilhassa dost edinilen, dostluğuyla huzur ve saadet umulacak kişi, bir mürşid-i kamil ise nefsimize en etkili darbeyi vurmuş oluruz. Muhammed b. Hani (k.s) bu hususta şöyle nasihat ediyor: “Ey kardeşim! Bir kamil rehberin terbiyesine gir ve doğru yola koyul. Ona hizmet et. Amellerine dikkat et. O seni nefsinin işlerinden Allah Rasulü’nün ve sahabilerinin ahlak ve ameline çevirmek istiyor. Bu uzun bir yolculuktur; sen bunu kısa sanma. İnsanın nefsi terbiye olmadıkça, Allah Rasulü’nün ve sahabilerinin ahlakıyla boyanamaz. Ve yine nefis, dünya işlerini mazeret göstererek seni menzil-i maksuda ulaştırmaz.

İlmin ne kadar olursa olsun, sana bir gurur verir. Nefsin, hile ve tuzaklarıyla seni bekler. Nice büyük ulema ilmiyle mağrur olmuş, bu gizli tehlikeyi göremeyerek zarara uğramışlardır.”
Ve elbette bu zorlu mücadelede yardımı dilenmesi gereken Rabbimiz olduğu için nefsimizin terbiyesinde de O’na (c.c) sığınacağız. Değil mi ki,

“Ya Rabbi! Beni göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa nefsime bırakma” diye niyaz eden Hz. Muhammed Mustafa‘nın (s.a.v) izindeyiz.

İşimiz zor, yolumuz uzun ama Rabbimiz de merhametlidir; yar ve yardımcımız olsun. (Amin)

HURİYE KARNAP
Semerkand Aile Dergisi

Facebook sayfamız Twitter sayfamız

Sosyal Medya

Facebook sayfamız - Twitter sayfamız

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar

Kapalı

Send this to a friend