Mirza Can Canan-ı Mazhar Hz

O da Seyyid. O’ nun evladından… Nesebi yirmi sekiz baba ile Hz. Ali’ye varır. Pederi, Mirza Can, Kadiri tarikatına bağlı ve ömür boyu, aşk vecd, ibadet dairesi içinde… Mazhar Canı Canan, H. 1111 yılında Hindistan’da Ramazanın 1 l nci Cuma günü dünyaya geldiler.

Mürşitleri olan Seyyid Nur Muhammed Hazretlerini 18 yaşında tanıdılar. Dört yıl… ve bu yıllar sonunda tam yirmi iki yaşında gençlik ateşinin ortasında mürşidinin en ileri halifesi oldular. Aynı zamanda bu yolun lider kadrosundan..

Üstadının vefatından sonra altı sene Şeyh Gülşeni, on iki sene Şeyh Muhammed Efdal ve Hafız Sa’dullah, sekiz sene Muhammed Abid-i Senami’nin (KS) sohbetlerinde bulunarak, Müceddidiye yolunun mertebe ve derecelerinde en yüksek yere ulaştı. Kadiriyye, Çeştiyye, Sühreverdiyye ve Kübreviyye yollarından da icazet aldı. 0 zaman irşat makamına oturup, temiz kalbinden fışkıran Muhammedi feyzleri ve nurları, Müceddid usulü ile cihana yaymaya başladı. Meclisi ve sohbeti, alimlerin, amirlerin, velilerin, herkesin, havassın avamın sığınağı oldu.

Seyyid Abdullah Dehlevi’nin mürşidi oldu… Hadis alimlerinden olan Şahi Dehlevi şöyle diyor:

“Allah (CC) bize sahih keşifler ihsan etti. Bu zamanda hiçbir yerde Mazharı Canı Canan’ın benzeri yoktur, makamlarda İlerlemek isteyen, O’nun hizmetine gelsin…”

Aynı zamanda bu zat kendilerine hadis öğrenmeye gelenleri, Mazharı Canı Canan’ın yanına gönderiyordu. Makamat-ı Mazhariyye’de Mazhar-ı Can-ı Canan buyuruyor ki, Evliyanın mezarlarını ziyaret edip, Cemiyet için feyz dilemelidir. Meşayıh-ı kiramın ruhlarına Fatiha ve salavat sevabı göndererek, Allahü Tealaya kavuşmak için onları vesile yapmalıdır. Zahir ve Batın saadetlerine ancak onlar vasıtası ile kavuşulur.
Çalgıların haram olduğu söz birliğiyle bildirilmiştir. Yalnız düğünlerde def çalmak mübah ve ney çalmak mekruh denildi. Resulullah (SAV) yolda giderken ney sesi işitti. Mübarek kulaklarını kapadı. Yanında olan Abdullah bin Ömer’in de kapamasını emir buyurmadı. Demek ki, işitmemek takvadır, azimettir. Sema’ için alimler arasında İhtilaf vardır. Caiz’dir diyenler de, caiz değildir diyenler de oldu. İhtilaf edilmiş olan bir şeyi yapmamak daha iyidir. Takva ehli, bunun için, yüksek sesle zikir etmemiş, sessiz zikri adet edinmişlerdir.
Bir müridi uzaklarda bulunan ve hallerinden haber alamadığı bir akrabası için dua ve teveccüh istedi. Dua ve ardından teveccüh… Sonra başını kaldırıp buyurdular: “Yarın İnşaallah kendilerinden bir mektup alırsın.” Ertesi gün mektup kapıda…

Abdullah Dehlevi hazretleri anlatır: “Bir gün hazreti Şeyhin sohbetinde bulunuyordum. İhtiyar bir adam gelip: Şeyhin şöhreti Rahmani mi, yoksa değil mi? Onu anlamağa geldim, dedi. Bu küstahça söz karşısında, hazreti Şeyh son derece müteessir oldu ve öfkelenerek o ihtiyara keskin ve dik dik baktı. 0 esnada ihtiyar yere düşüp, sudan çıkmış balık gibi çırpınmağa başladı. Sonra: “Tövbe ettim. Allah hakkı için beni affet” diye yalvarmaya başladı. Hazreti şeyh Allahü Tealanın ismi araya girince, kalktı ve ihtiyann kolundan tutarak kaldırdı. İhtiyar hemen düzeldi.
Bir kimse ölüsünün azapta olduğunu rüyada görüp, hazreti şeyhe mağfiret olunması için dua etmesini istirham etti. Hazreti şeyh dua edip “Allahü Teala ölünün günahlarını mağfiret eyledi” diye de ona müjde verdi. O kimse tekrar ölüsünü rüyada gördü ve Ölüsü kendisine: “Hazreti Mazhar’ın duasının bereketi ile, azaptan kurtuldum” dedi.

Buyurdu: Şeyhim Seyyid Nur Muhammed hazretlerine gidince, bana, buraya niçin geldin? dedi. Sizden istifade etmek için, dedim. istiharesiz tarikat vermek adetleri olmadığı halde, Allahü Tealanın lütfu ile, hiç duraklamadan bu fakirin haline teveccüh eyledi. Beş latifem birden Allah Allah.. demeğe başladı. Bu ona mahsus çok yüksek bir tasarruftur.

Abdülkadir-i Geylani ve Müceddid-i Elf-i Sani İmam-ı Rabbani’den hangisi daha üstündür, sualini taşıyan bir mektuba kısaca şu cevabı verdi: “Üstünlük iki çeşittir, biri: cüz’i, diğeri küllidir. Mektubunuzdan anlaşılan, siz cüz’i olan üstünlüğü sormuyorsunuz. Külli olan üstünlüğün esasıysa, Allahü Tealaya yakınlığın çok olmasıdır. Bu ise akıl ile anlaşılmaktan uzaktır. Akıl menakıbın fazlalığından maksada kavuşmak, karar verme yoluna gitmek ister, ama bu hiçbir zaman kesinlik ifade etmez. Nakil ise, Kitap, sünnet ve asr-ı evvelin icma’ından ibarettir. Bu iki büyüğün dünyayı teşrifleri, Kitap, Sünnet ve icma zamanından sonradır. Şeriatın üç esası da bunda susmaktadır. Keşifler, hatalı olabilirler ve muhaliflere sened olmazlar. Birilerine karşı çok muhabbet besleyen müritlerin sözleri de esas alınmaz. 0 halde bu konuda en sağlam yol, Allah bilir deyip susmaktır. Bu hususta edebe riayetin çokluğundan ağzı açmamalı, bir şey söylememelidir. Çünkü bunu bilmek, dinde zaruri bilinmesi gerekenlerden değildir. Ama Müceddid-i Elf-i Sani hazretlerine olan muhabbetimin çokluğunu da dile getiremiyorum. Bahsetmek de münasip olmaz. Çünkü konuşmak daha çok akıl mertebesindedir.

H. 1195’te Delhi’de şehit edildi…
Mübarek; güler yüzlü, siyah sakallı idi. Çok celalliydi… Dört ricaldi.

BENZER YAZILAR

Send this to a friend