Nefsi levvamenin sıfatları

Nefsi levvamenin sıfatları. Haşr Suresinde Cenab-ı Hakk, “Allah’ı unutanlar gibi olmayınız, sonra Allah Teala size kendinizi de unutturur..”

Nefsi levvamenin sıfatları

İkinci mertebe nefis, nefs-i levvamedir. Bu nefis de hemen hemen nefs-i emmarenin biraz ıslah olunmuş şeklidir. Küfür ve şirkten ne kadar kendini kurtarmışsa da diğer kötü huylar üzerinde bulunduğundan, fırsat bulur bulmaz hemen emmareliğe düşüverir. Onun için bu nefis mertebesinde olan zevat-ı muhteremin çok uyanık olup, nefsin arzularına muhalefetle, hemen mülhimeye atlamaya çalışmaları gerektir. Biraz gevşeklik, maazallah derhal emmareliğe düşüverir.

Nefs-i levvame öyle bir nefistir ki, ruhun nuru ile bazı kere nurlanıp ruha muti olur ve bazı kere de isyan edip asi olur. Bu isyandan sonra, “Niçin bu işi işledim” diye pişman olur. Bu nefis, mü’minlerden isyan edenlerin ve cahillerin nefsidir.

Bu nefs-i levvamenin huylarını da şöylece sıralamışlardır:

Birincisi fısk, taat-i İlahiye’den her bakımdan huruç;

İkincisi cehil, emmarede oldukça anlatılmıştı;

Üçüncüsü ucub, insanın helakine sebep olan kendini ve re’yini beğenmektir.

Dördüncüsü uykuyu sevmesidir, yani çok uyumasıdır; vakitlerini zayi etmek demektir.

Beşincisi yemek ve içmeye merak ve düşkünlüktür ki, hayvanat sıfatıdır.

Altıncısı hırs, aç kurdun koyun sürüsünü perişan etme arzusundan daha fenadır.

Yedincisi kahr-ı nedamet tir, yani yaptıklarına hemen pişmanlık duymasıdır.

Sekizincisi giyim ve mefruşatına merak, yani süse ve saltanata hevestir.

Dokuzuncusu da geçimsiz olmaktır.

Bu dokuz sıfattan ve emsalinden Allah Teala’nın lütfü ile geçebilen kimse, bu nefs-i levvame dairesinden çıkmış olur.

(Allàhümme ya mühavvile’l-kulub sebbit kulubena ala dinike ve taatike)

“Ey benim kalbleri tasarrufunda bulunduran Allah’ım!’ Bizim kalbimizi de dinin ve taatin üzerinde sabit kıl”.

Bunların hepsi de insan olana yakışmayan sıfatlardır. İnsanın kendisini bunlardan kurtarmaya çalışması mecburidir.

Bu sıfatlardan geçebilmek için şeyhin müridine teveccühüyle beraber, müridin lafza-i Celal olan Allah ismine devamı lazımdır. Nakşi tarikatında ise letaife-yi hamse (beş duygu) üzerinde ve nefsi ıslah ve murakabeler telkin ve talim olunur. Herkesin hülyasında hangi nefsin dairesinde bulunduğunu veya galip veyahut mağlup ya da müsavi olduğunu anlaması için bu kadarcık beyanda bulunulmuştur.

Bu fena huylar hem manevi pislik, hem de birer zehirli mikropturlar. Bunun için tasavvuf kitaplarını ve evliya menkıbelerini çok okumak faydalıdır. Bu ahlak-ı rezile sahipleri ibadet ve taatte mümkün mertebe kusur etmemekle beraber, Allah celle ve ala’-ya fazlaca yalvarmalıdırlar. Bu kötü huylardan kurtarması için O’ndan yardım, tevfik ve hidayet istemekle beraber, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve selleme de çok salat ü selam getirmelidirler. Allah Teàla’nın inayetiyle bu huylardan kurtulurlarsa Cenab-ı Hakk’a çok şükretmelidirler. Tekrar eski hale düşmemek için de Hak Teàla’nın emirlerine ve Peygamberimizin sünnetlerine sımsıkı sarılmalıdırlar.

Çünkü biraz gevşeklik, hemen emmareye düşmeye sebep olur, maazallah.

Allah Teàla Hazretleri hemen cümlemizin muini olsun da gerek emmare ve gerek levvame nefislerinin elinden cümlemizi halas eyleyip kamiller zümresine ilhak buyursun. amin!.. Bi hürmeti seyyidi’l-mür-selin.

1. Nefs-i Levvame Sahibinin Rüyaları

Yüklü deve görülürse ruha sıkıntı sıfatıdır. Yüksüz olursa ruha meyil sıfatıdır.

Koyun, keçi ve sığır ile emsali helal ve menfaat sıfatıdır.

Balık görmek helal nesne kesbetmek sıfatıdır.

Tavuk, güvercin vesair eti yenilen kuşlar helale haris olmak sıfatıdır.

At, beygir azgın olmazsa sadakat, azgın olursa nefs-i levvamenin galebe sıfatıdır.

Arslan dinde salabet sıfatıdır. Fakat adamına göre nefsin galebe sıfatı ile de tabir olunur.

Bal arısı ahlak-ı hamide kesbetmek, kurbağa ruhun nefisten nefreti sıfatıdırlar. Vahşi hayvanlardan ne kadar hayvan görülürse böyledir. Eti yenilen hayvan amel-i salih işleme, vahşi kuşlardan yakalarsa ziyade meşakkatli amel-i salih işleme sıfatıdır. Bu meşakkatlere sebep nefs-i levvamenin galebesidir. Pişmiş et ve yemekler nefsin ruha tabiiyetidir. Helal şerbetler kolayca ve az emekle nefsin ruhu tebaiyetidir: Yeni elbise giymek ve ev döşemek amel-i salih işlemek sıfatıdır.

Yanmayan mumlar, fırınlar nefsin gaflet sıfatıdır. Meyvalı ağaçlar ve yeşil çayırlar, olmuş meyveler amel-i salih; döşemeli ev saraylar, ekmek ve dükkanlar, gemiler bir miktar nefsin sükunet sıfatlandır. Yağlar, ballar ve süt ruha bir miktar kuvvet vermek ve safa bahşetmek sıfatıdır.

Bazı harap ve bazı da mamur yerleri görmek ruhu ile nefsine itaatte müsavat sıfatıdır. Pederi ve validesine sarılmak itaatle birlikte rızalarında bulunmak, muaşeretin güzelliğine işarettir. Helaline sarılmak nefsin ruha tabiiyetine, namahremle kucaklaşmak nefsin ruha itaatsizliğine işarettir. Sarı renk görmek nefs-i emmarenin galebe sıfatıdır. Üzerinden veya başka bir yerden necaseti gidermek haramı terk etmeye, kan aldırmak nefsi ıslaha, diş çektirmek ruha ağır gelen şeyi gidermeye, tıraş olmak ruhun nurunun ziyade olmasına işarettir.

Hububattan helal olan şeyleri yemeyi görmek, nafile sa’ye işarettir. Mezhebimiz olan Ehl-i sünnet ve’l-cemaate muhalif adamları kitap dolu dolapların yanında, mescidlerde, medreselerde, tekke ve ziyaretgahlarda vesair mübarek mahallerde görmek, mezhebinin ve tarikatının dışında bulunduğuna işarettir. Eğer bunları bu mübarek yerlerden çıkardığını görürse nefsini terbiyeye ve akidesini temizlediğine işarettir. Eğer çıkaramazsa nefs-i nevasının galebesine işarettir; çaresine bakmak lazımdır. Zira mübarek yerler görmek kişinin kalbi ile tabir olunur. Şüpheli şeyler ve mekruhlardan her ne görülürse cümlesi nefs-i levvameye uygunluk sıfatıdır. Bu nefs-i levvamenin hallerine muttali olmak için usta bir tabirciye ihtiyaç vardır. Çünkü Bursalı Mehmed Muhyiddin Üftade Hazretleri, “Rüya tabiri kitaplarla olmaz, o bir ihsan-ı İlahidir” demiş. Ahmed-i Faruk Serhendi Hazretleri de, “Rüyalardan hüküm çıkarmak doğru bir şey değildir” demiş.

Malumdur ki, insan bazen iyi işler yapar da güzel rüyalar görür. Bu da onun iyiliğine ve güzelliğine işaret olamaz. Nitekim bazı ahlaksızlar ve hatta dinsizler de iyi rüyalar görebilirler. Bu da onların iyiliğine ve güzelliğine elbette işaret olamaz. Asıl olan, nefsinin günah ve mezmum olan huy ve ahlaklarından uzak olup olmamasıdır.

2. Bazı Fena Huyların Kısaca İzahı

İnsan da iki şeyin arasında bir zavallıdır. Bazen aklı başına gelip iyi olmaya çalışır ve bazen de nefsinin galebesiyle kötülüklere ve fenalıklara sapar. Bu nefs-i emmare ve levvamenin kötü huylarından ki, dokuz tane idi fısk, cehil, ucub, uykuya ibtila, yeme ve içmeye düşkünlük, harislik, kahr ü nedamet, güzel giyinme merakı ve geçimsizlik bırakılmadıkça ne kadar güzel rüya da görsen boştur zannederim.

Cenab-ı Hak cümlemizin muini olsun da, bu kötü huyları bırakıp, yerine güzel ameller işlemek nasib ü müyesser eylesin. Amin. Bunların fenalıklarını da kısaca şöylece izah ederiz:

Kur’an-ı Azimüşşan’da, sure-i Bakara’da: Hac (ayları) bilinen aylardır. İşte kim onlarda (o aylarda) haccı (kendine) farz eder (ihrama girer)se artık hacda kadına yaklaşmak, günah yapmak, kavga etmek yoktur…” ayet-i kerimesinde Cenab-ı Hak haccı murad eden kimselere şu üç şeyden son derece sakınmalarını tavsiye etmiştir.

Bunlardan birisi fela rafese kelimesidir. Refs, cimaa müteallik sin, kaf kelimesi ve buna müteallik diğer bilcümle fena ve çirkin sözleri ifade eder. Malumdur ki, bu kötü kelimeleri kullananlar mukabelesiz kalmazlar. Binnetice kavgalara ve hatta ölümlere ya da zindana girmelere yol açar. Bu gibi hallere maruz kalmamak için ağzı daima iyi ve güzel sözlere alıştırmak hepsinden iyidir. Büyüklerin nasihatlerinden birisi de kişinin dilini tutması hakkındadır. Dil iyi olunca bütün azalar da iyi olurlar. O kötü olunca tabiatiyle diğer azalar da yoldan çıkmış olurlar.

Her gün bütün azalar dile yalvarır: “Aman kendini iyi tut, çünkü senin iyiliğin bizim de iyiliğimize sebeptir”.

Bunu Lokman Hekim şu misal ile çok güzel anlatmıştır: Daha kölelik devrinde iken, efendisi kendisini ziyarete gelen yüksek misafirlerine bir koyun kestirmiş ve, “Bunun en iyi yerlerinden misafirlere layık yemekler hazırla” diye tenbih etmiş. Lokman Hekim de dilden yaptığı taamı önlerine koyunca taaccüben, “Bu nedir?” demişler. O da dili methederek, “Bu dil iyi olunca her şey iyi olur” diye cevap vermiş”. Kıssa uzun, bu kadar yeter zannederim.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Marifetname’sinde bu hususta geniş tafsilat vardır.

Yukarıda ayette geçen üç şeyden ikincisi fısk , kelimesidir. Burada da bize fasıklıktan son derece sakınmak tavsiye edilmektedir. Fısk, taat-ı ilahiyeden huruc, yani uzak kalmaktır.

Kişi bazen ibadet ve taat edip kötülüklerden mümkün mertebe sakınır ve bazen de yanlış yollara ve taatsızlığa sapar ki, işte o zaman fasıkın manası sıfatına uygun düşer.

Sure-i Haşr’ın son sahifesinde Cenab-ı Hakk, “Allah’ı unutanlar gibi olmayınız, sonra Allah Teàla size kendinizi de unutturur. O zaman akılsız ve şuursuz insanlar gibi, ne yaptığınızı ve ne yapacağınızı bilemez bir hale gelirsiniz”, buyurmuşlardır.

Bu gibi insanlar için fasikùn tabiri kullanılmıştır. Binaenaleyh bu fasık adından kurtulabilmenin yegane çaresi ibadetlere devamla birlikte yukarıda yazılan üç yüz kırk küsur menhiyattan sakınmak ve lafza-i Celal olan Allah ism-i şerifine son derece riayetle zikrine devam etmek lazımdır ki, adede lüzum yoktur. Ta ki vücudun bu zikrullah ile müstağrak olsun. Her azan Allah Teàla’yı zikreylesin.

Bunun ölçüsü gerek ibadetlerde ve gerekse menhiyatta son derece titizlik gösterebilmekle anlaşılır. Yani kişinin tam bir takva sahibi olabilmesine işarettir. Cenab-ı Hak hemen cümlemizi fısk ü fücurdan koruyup kamiller zümresine ilhak buyursun. amin!..

Yalnız vücudun zakir olması seni aldatmasın. Mühim olan, büyük küçük bütün günahlardan kaçabilmektir. Zaten vücud zakirdir, senin duyup duymaman şart değildir. Asıl hüner Cenab-ı Hakk’m nehyettiği ne kadar günah varsa mekruhlar da dahil onlardan kaçmaktır. Mekruhların ölçüsü de iki şeydir: Birisi helali dahi olsa kadınlarla fazla meşguliyet, diğeri de paraya olan hırstır ki, bunların adına “dünya sevgisi” denilmektedir. Dünya sevgisi ise bütün günahların başıdır.

Ayet-i kerimedeki üçüncü kelime de cidal kelimesidir. Yani kardeşlerle mücadelede bulunmayı Cenab-ı Hak menetmiştir. Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de, “Ve in kane mühıkkan” diyerek bunun vahametini bize duyurmaktadır. Yani haklı olduğun halde bile sükutu ihtiyar edip mücadeleyi terk etmektir. Her ne kadar düşmanları teskit etmek ve onları susturabilmek için İbrahim Aleyhisselamın yaptığı gibi mücadelelere izin verilmişse de gerek enbiyanın ve gerek fukahanın ve gerekse ulemanın bu husustaki mücadeleleri Hakk’ı izhar içindi. Bugün ise bunların hepsi olmuş ve bitmiştir. Bugünkü mücadeleler umumiyetle nefsani olup, kendi üstünlüğünü göstermek içindir ki, bu da mukabelesiz kalmayıp netice itibariyle birçok dargınlıklara, küskünlüklere, ayrılıklara ve hatta işin adavete kadar gittiği görülegelmektedir.

Binaenaleyh, nefs-i levvamenin başı olan. fısktan Cenab-ı Hak cümlemizi kurtarsın ve kamiller zümresine ilhak eylesin amin!..

Bu levvamenin asıl adı, hamlıktır. Ham yiyecekler nasıl makbulümüz değilse, ham insan da böyledir. Kamillik olgun insanların sıfatıdır. Ona erişmeye çalışmak da insanların başlıca vazifesidir.

Düşmanlara karşı daima hazırlıklı ve kuvvetli olmamızı bizlere tavsiye eden Allah Teala’dır. Asıl düşman ise, insanın kendi nefsidir. Bu aynı zamanda hem bineğimiz ve hem de hayatımızın idamesine yarayan bir varlık olduğundan bunu itidal haliyle kullanabilmek pek büyük bir hünerdir.

Bir insan Tarikat-ı aliye’ye kabul edildiği zaman nefs-i emmare ile girer. Bir taraftan ilim-irfan ile meşgul olurken, diğer taraftan da daimi surette nefisle mücadele halindedir. İlim cihad, ilim cihad… Ve bu suretle nefs-i emmare’yi yendiği zaman bir sıfatı küçülmüş ve bir perde kalkmış olur. Fakat Nefs-i emmare’nin büyük arzuları kökleşmiş olduğu için, bu arzuları birden söküp atamaz.

Tekrar mücadeleye mücahedeye devam eder. İlmiyle irfanıyle nefs-i levvame’yi de katettiği zaman bu perde de kalkar. İnsan nisbeten mülayimleşir, hilm sıfatına bürünür, nefs-i mülhime halini alır. Nefs-i emmare artık o kötü sıfatlarını kaybetmiştir. Bu kayıpların sebebi de şudur:

Allah-u Teâlâ lütfuyla ona ezelden Mürşid-i kamil’i nasip ettiği için, nasibini aldıkça ruhu kuvvet bulur. Elinden geldiği kadar hakikatı öğrenmeye gayret eder. Bir taraftan da nefsi ile mücadelesini ve mücahedesini devam ettirir.

Nefs-i levvâme’nin iki yüzü vardır. Bir yüzü nefs-i emmâreye, diğer yüzü de nefs-i mülhimeye bakar. Nefs-i emmâre’den bir bakıma yüzünü çevirmiştir, fakat tekrar meyletmesinden korkulur.

Nefsi levvamenin sıfatları

Nefsi levvamenin sıfatları

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

Send this to a friend