Tarikat ehline nasihatler

tarikat-ehli

Sabah namazına başladım. Gönlümden bir ses geldi ki: “Kulum! Bundan sonra yüzünü oduna çevir. Senin ilahın odur.”

Tarikat ehline nasihatler

TUHFETÜ’S-SÛFİYYiN
Şeyh Mustafa Devati Hazretlerinin tasavvuf ehline nasihatleri

Bismillahirrahmanirrahim
Ey Hak yoluna giren ve Mevla’yı arayan kişi! Bir kimse bir pire bağlanıp ona teslim olsa, Hak Teala’nın emrine uyup salih ameller peşinde koşsa, şeyhinin öğrettiği zikrullaha devam etse nice nuraniyetler hasıl olur ve birçok kimseye faydası dokunur. Bu dereceden geçtikten sonra marifetullaha ayak basar. O zaman eşyanın hakikatini görür, ancak gördüklerini dil ile anlatamaz. Adeta dili tutulur, ne göz kalır ki görsün, ne kulak kalır ki işitsin, ne el kalır ki tutsun, ne ayak kalır ki yürüsün. Tamamen fani olur, kendinden geçer, asla varlıktan iz kalmaz. Sadece Hak Teala’nın varlığı kalır.

Bu dereceyi de geçecek olursa bundan öte makamlara ulaşır ve bazı makamlardan haberdar olur. Ama dile gelip bunları anlatmak mümkün değildir. Bütün mahiûkatın, yüce Mevla’nın birliğine ve Resûl-i Ekrem’in peygamberliğinin doğruluğuna şehadet edip iman ettikleri ona malum olur.

Müşahedelerden:
(Tasavvuf-tarikat yolunda kalp gözüyle görülen bazı haller)
Bir minarenin üzerinde iki şehir gördüm. Biri müslüman kalesi, biri kafir kalesi. Kafir kalesi mamur ve güzeldi, onun fethine yöneldim. Hak Teala’nın yardımı erişti ve o kaleyi fethedip aldım. Sonra müslüman kalesi daha güzel ve mamur oldu. Ardından mele-i a’ladan güzel bir ses geldi: “Kulum! Rızık için üzülme. Ben kullarımı yaratmadan önce rızıklarını takdir eyledim. Bu yüzden, bir kulum benim rızık verici olduğumu kabul edip inansa kıyamet gününde onun yüzü benden yanadır.”

Eğer salik (tasavvuf yoluna giren kişi) bu derecelerden haberdar olup geri dönerse, o kelpten (köpekten) beterdir. Ve yine yüce Mevla’dan hitab-ı ilahi geldi ki: “Eğer bir kulum dünya aleminde zelil ve alçak gönüllü olmayı tercih ederse, kıyamet gününde benim katımda aziz ve yüce olur. Bunun tersi de bu şekildedir.”

Müşahedelerden:
Bir gün tekkemden çıkıp bahçedeki taş parçalarını gördüm. Tımar eden (bahçeyi temizleyen) dedeye dedim ki: “Niçin şu bahçeyi bir güzel tımar eylemezsin?” O anda Hak tarafından kalbime ilham gelip dedi ki: “Ey filan oğlu filan! Dışarıdaki (zahir) bahçeye bakacağına yürü git vücudunun bahçesini temizle! Bu dünya bahçesini güzelleştirip imar edenler kıyamet gününde ateş olsa gerektir. Ve her kim ki vücut bahçesini imar eder, kıyamet gününde o benim ve ben onun olurum” diye buyurdular. Bu cevabı işitince tamamen dünyadan yüz çevirdim.

Bir gün gördüm ki evimizde bir miktar odun var. Kendi kendime dedim ki: “Daha hayli odun var.” O gece geçip sabah oldu. Sabah namazına başladım. Gönlümden bir ses geldi ki:

“Kulum! Bundan sonra yüzünü oduna çevir. Senin ilahın odur.”

Bu azarlayıcı sözü işittikten sonra kalbime bir ateş düşüp tüm dünya meşguliyetlerinden uzak oldum. Ondan sonra istemeden nimet gönderirdi.
Bir gece zikrullahta otururken bir ses geldi:

-“Altındaki döşeği kaldır!” Hemen kaldırdım. Ve bir ses daha geldi ki:

-“Benim kulum üç kısımdır: Biri benim kulumdur, biri kulumun kuludur ve biri de kulumun kulunun kuludur.” Ben dedim ki:

-“Bunlar kimlerdir?” alem-i gaybdan şöyle cevap geldi:

-“Kulum o kişidir ki altındaki döşeği kaldırıp sabaha kadar kuru yerde oturur ve zikre devam eder. Benim has kulum odur. Kulumun kulu o kimsedir ki nefsinin kulu olur, sabaha kadar yatağının üzerinde yatıp istirahat eder. Kulumun kulunun kulu ise helal ve haram ayırmayıp yer. Şeytanın zincirlerini kendi eliyle etrafına takar.” Tekrar sordum:

-“Ey padişahım, ey ilahım! Bir kulunun kulu dünyada ipek döşekler üzerinde yatıp istirahat eyliyor. Peki ya, sana hizmet edenlerin kuru yer üstünde yatmalarının sebebi nedir?” Cevap geldi ki:

-“Beni sevip daima zikreyleyen kulum için kuru yerde yatmak, ipek üzerinde yatmaktan daha faziletlidir.”

Beyim! Avam halk arasında dervişlere onmadık (iyileşmez) derler. Şeyhlere de onmadık başı derler. Müminler içinde fukaraya iyalullah (ehlullah) ve şeyhlere ulu Mevla’ya ulaşmış derler. Dervişler, henüz kendi vücutlarından çıkmamışlardır. Kendi vücut aleminde olan kişinin başkasına faydası olamaz. Kamil şeyh, vücut aleminden çıkıp vuslat (Allah’a kavuşma) alemine ayak basan ve nazar eylediği kişiyi saadete ulaştıran kişidir.

Allahım, bizi bununla rızıklandır!

Şimdi beyim! Bilesin ki sülük (tasavvuf-tarikat yolunda yürümek) bir merdiven gibidir. Buna yönelen her istekli kişi merdivene çıkar. Ancak bu merdivenin zirvesinde durup ihsan-ı ilahi kuşunu yakalamak mert kişinin işidir. Ayağı kayıp o merdivenden düşenlerin gıdası daima cife (leş) olur. Merdivenin başına çıkıp kendini kamil oldu zanneden, mürid ve sevenleriyle mağrur (gururlu) olan kişi ise ret ve terkedilir. Resûl-i Ekrem (SAV) buyurmuşlardır ki: “Dünya hayatında zilleti tercih eden kişi kıyamette Allah katında aziz ve muhterem olur.”

Bu fakir, tasavvuf yoluna girmeden önce meşayihin izzetine, yüceliğine imrenirdim. Sonra bu ilhamlar (varidat) kalbime doğunca izzet kiminmiş anladım. Ardından tamamen dünyevi izzetten geçip zillet köşesini tercih ettim.
Bir gece alem-i teveccühte (Allah’a yöneliş halinde) otururken birkaç melek gelip bana dediler ki: “Haftada bir kere koltuğunu ve diğer gerekli yerlerin kıllarını tıraş edip tırnağını kes. İyi ruhlara görünecek makama geldin. O dairede irşad haktır.” Binaenaleyh mürşid bu makama ulaşınca ters bir işi olmaz.

İşte ey ehl-i tarik! Siz de bu tür bir kimseyi bulup onunla irşad olun!

Tarikat ehline nasihatler

Bu yazı Semerkand yayınlarından çıkan “Tuhfetüs Sufiyyin” adlı eserin tanıtım yazısıdır. Bu kitabın tamamını okumak isterseniz Semerkand Pazarlama sitesinden satın alabilirsiniz. Kitabı satın almak için tıklayın.

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend