Keşif, keramet, istikamet

Keşif, keramet, istikamet

Keşif Nedir?

“Elde ettiğin bir keşif hali ki Kitap ve Sünnet’le çelişti, derhal o keşfi bırak! Kitaba ve Sünnet’e sarıl. Keşfin, ilhamın ve müşahedenin durumu odur ki ancak Kur’an ve hadisin tasdikinden geçtikten sonra amel edilir.” Ali eş-Şazeli (K.S)’

Muhterem kardeşlerim,
Keşif kelimesi sözlüklerde “perdeyi ve örtüyü kaldırmak, kapalı olan bir şeyi açığa çıkarmak, var olan fakat niteliği bilinmeyen şey hakkında bilgi edinmek” şeklinde tarif edilmiştir.
Sûfiler ise keşif kelimesini, hem “perde arkasında ve aklın ötesinde olduğu için gaib olan bazı şeyleri bilme” hem de “Allah’ın tecellilerini temaşa etme” anlamında kullanmışlardır. Çünkü her iki durum da perdenin kalkması veya aralanması sonucunda gerçekleşir. “İki şey arasındaki perdenin kalkması ve bu iki şeyin birbirine karşı açığa çıkması” anlamına gelen mükaşefe terimi de çok defa keşif manasında kullanılır.

Keşif ve mükaşefe kavramlarını genişçe ele alan İmam Gazali (K.S) mükaşefenin müşahededen daha üstün olduğunu söyler. Ona göre tasavvufla ilgili ilimler mükaşefe ilmi ve muamele ilmi olmak üzere ikiye ayrılır. Müşahede ilminin konusu; sabır, şükür, ihlas ve bunların zıtları olan acelecilik, nankörlük ve riya gibi kalbin hallerine ilişkin bilgilerdir.
Mükaşefe ilmi ise arındırılan ve temizlenen kalpte bir nurun zuhur etmesi veya ilahiyyatla ilgili hususlarda perdenin açılıp hak olanın gözle görülürcesine apaçık ortaya çıkmasıdır. İnsanın cevherinde böyle bir yetenek vardır. Mükaşefe ilmi kitaplara yazılmaz. Bu ilmi bilenler ancak kendi seviyesinde olanlarla bunu müzakere eder, başkalarına ifşa etmezler. Keşif ile öğrenilen gizli ilim budur.

İmam Gazali(K.S), el-Münkızmine’d-Dalal adlı kitabında aklın yetersiz kaldığı metafizik bazı gerçeklerin keşif ile bilineceğini, bu yolla bir velinin meleği görebileceğini ve sesini işitebileceğini söyler.

Makbul olan ve olmayan tevilden söz ederken de bu konuda ılımlı tutumu benimseyenlerin bilgiye konu olan şeyleri işitme (sema, vahiy) olmaksızın ilahi bir nurla idrak ettiklerini, daha sonra olayların sırları kendilerine keşif yoluyla bildirilince bu bilgiyi vahyin lafızlarıyla karşılaştırdıklarını, bunlardan yakin nuru ile müşahede ettikleriyle uyuşanları aynen benimsediklerini, uyuşmayanları ise tevil ettiklerini belirtir ve bu konuların bilgisini sadece vahiy ifadelerinden alanların ayaklarının yere sağlam basamayacağını söyler.

Keramet nedir?

“Sen istikamet sahibi ol, sakın keramet peşine düşme Hiç şüphesiz nefsin keramet hevesiyle çırpınıp durur, halbuki yüce Rabb’in senden istikamet istemektedir.” Ebû Ali Cürcani (rahmetullahi aleyh)”
Aziz kardeşlerim,
Tasavvuf, ilahi burhanlar vasıtasıyla, Arifibillah’ın keşif ve kerametiyle insanı intibaha (manen uyanıklığa) davet eder. İşte mutasavvıf veliler de Allah’ın kendilerine ikram ettiği kıymetli ilim sahipleridir. Mücahede, zühd ve vird ehlidirler. Bunlarda görülen hallere keşif ve keramet denir.

Velilerde kemalat hak olduğu gibi keramet de haktır. Keramet Allah’ın kullarına bir ikramıdır. Bu ikram bütün varlıklardan, hatta nefislerinden geçen ve Hak Teala’ya yönelen kullara verilir.
Gönlünü masivadan temizleyen; Allah’ın şeriatına, Allah Resûlü’nün sünnetine ve Allah dostlarının yoluna uyan mücahede ehli için, melekût alemi açılıp başkalarının görmediği hakikatler onlara görünür. Gerçekleşebilecek hadiseleri, meydana gelmeden bilebilirler. Cenab-ı Allah’ın vermiş olduğu kudret ve Allah dostlarının himmetleriyle varlıklara tasarruf edebilirler. Zaman ve mekan Allah’ın izniyle onlara engel teşkil etmez hale gelir. Gayet uzak mesafelerde ihtiyacı olan bazı talipler bunu ayan beyan müşahede ederek itminana (güvene) kavuşurlar. Mürşid-i kamilin insan ve başka varlıklar üzerinde tasarruf etmelerine (etkide bulunmalarına) Allah tarafından izin verilmiştir. Kamil mürşidler işte bu tasarrufla talebelerini terbiye ederler. Hakikatte ise tasarrufta bulunanın, Cenab-ı Hak’tan başkası olmadığını unutmamak gerekir.

Muhteremler, Eşyaya tasarruf meselesini bir menkıbe ile sizlere izah edeyim.

İstanbul Beşiktaş sırtlarında türbesi olan Şeyh Yahya Efendi hazretleri (K.S), Kanuni Sultan Süleyman’ın sütkardeşidir. Kanuni Sultan Süleyman, Yahya Efendi’nin annesinin sütü ile beslenmiştir. Her ikisi de Trabzon doğumludur. Kader birini derviş kılığında sultan, birini sultan kılığında derviş yapmıştır.

Bunların sultanlığı zamanında Trabzonlu bir Rum gemici Trabzon’dan İstanbul’a gelirken Karadeniz’de müthiş bir fırtınaya tutulmuş. Elini semaya kaldırıp Allah’a yalvarmış. Trabzonlu olduğu için Yahya Efendi’nin kemalatını biliyor.

-“Ey yüce Rabbim! Bizi batmaktan kurtarırsan, Trabzonlu Yahya kulun hürmetine bizi sağ salim İstanbul’a çıkarırsan, Yahya Efendi’ye en iyisinden bir küp şarap hediye edeceğim” diye adak adamış.

Allah Teâlâ, Rum gemicinin fırtınadan kurtulmasına ve İstanbul’a ulaşmasına yardım etmiş. Rum gemici, sora sora Yahya Efendi’nin tekkesini bulup, en iyi şaraptan da bir küp şarap getirmiş. O beladan kurtulmanın sevinciyle müslümaların şarap içmediğini düşünememiş.

Rum gemici, yanındaki tayfalarla şarap küpünü getirip Yahya Efendi’ye,

-“Allah bizi denizde boğulmaktan kurtardı. Ben de vaadimi yerine getirdim. Kusurumu bağışla, şu hediye şarap küpünü kabul et” demiş. Bu sözleri duyan müslümanların gözleri hayretle açılmasına rağmen, Yahya Efendi,

-“O küpteki şaraptan bize bir tas getirin” diye buyurmuş. Orası tekke, cemaati ise dervişler. “Yahya Efendi nasıl böyle der!” diye herkes şaşkınlığa düşmüş.
Küpten bir tas şarap doldurmuşlar. Yahya Efendi, kendisine de sunulan tası ağzına götürüp birkaç yudum içmiş ve dostlarına,

-“Hediyeyi kabul etmek sünnettir” demiş. Diğer dervişlerinin de içmelerini buyurmuş. Herkes irkilmiş fakat kimse bir şey diyememiş. Ama taslarla şarabı sûfilere tevdi etmişler. Bir de bakmışlar ki içtikleri mis gibi kokan nar şerbetidir. Bir küp dolusu şarabın Allah’ın hikmeti velinin kerameti ile nar şerbetine dönüştüğünü gören Rum gemici ise kelime-i şehadet getirerek müslüman olmuş.

İşte böyle Allah dostları, Allah’ın izniyle eşyanın aslına tasarruf ederek onu farklı bir şekle büründürebilir.

Muhteremler,
Keramet, Hak Teâlâ’nın el-Ber isminin tecellisindendir. Allah (C.C), onu ebrâr kullarına mükâfat ve ikram olarak verir. “Ber” olan Allah’la “ebrâr” olan kul arasında karşılıklı bağdan dolayı verilir. Çünkü aralarındaki münasebet bunu gerektirir. Kerametin meydana geldiği zatta böyle bir istek bulunmasa bile yine de meydana gelir.

Keramet, maddi ve manevi olmak üzere iki çeşittir.
1. Maddi kerametler: Maddi kerametleri avam tabakası anlayabilir. Madde âleminde gayb olan şeylerden haber vermek, suyun üzerinde yürümek, mesafeyi havadan katetmek, kısa zamanda çok uzak yerlere gidebilmek, uzaktan bazı cisimleri hareket ettirmek, gözden kaybolmak, uzun zaman yeme içme ihtiyacı hissetmemek ve duaların derhal kabul olması gibi …
Bu çeşit haller, doğru yolda olana da bozuk yolda olana da verilir. Çünkü istidraç sahibi olan kâfirlerde de böyle harikalar görülmüştür.

2. Manevi kerametler: Bu kerametleri avam halk anlayamaz. Cenâb-ı Hak, bu nevi kerametleri sadece sevdiği, seçkin kullarına ihsan eder ve onlar anlayabilir. Bu çeşit kerametler, şeriatın edeplerine riayet etmek, güzel huylara sahip olmak, kötü huyları terketmek, farz ibadetleri mutlaka zamanında eda etmek, hayırlı işlere koşmak, kalpte insanlara karşı zerre kadar kin, kibir, haset taşımamak, Allah Teâlâ’nın zat, sıfat ve fiillerine dair bilgi ve marifetlere sahip olma, kâmil iman, salih amel, muhabbet ve Hakk’a tam bağlılık gibi hallerdir. Allah, düşmanlarını ve doğru yolda olmayanları bu çeşit lütuf ve ihsanlara ortak etmez.
İşte bunlar Allah dostlarının manevi kerametleridir. Bu kerametlere istidraç giremez. Çünkü bunlarda sağlam niyet, Allah rızası ve ahde vefa vardır.

(Yazının devamını okumak için kitabı Semerkand Pazarlama sitesinden satın alabilirsiniz.)

Doktor Ahmet Çağıl – Mehmet Ildırar

Keşif, keramet, istikamet

http://www.semerkandpazarlama.com/Kesif-Keramet-Istikamet,PR-2981.html

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend