Hicri Takvim: 27 Zilhicce 1435

Anasayfa » Kitap Tanıtımları » Hazret ve Şah-ı Hazne

Hazret ve Şah-ı Hazne

“Şeyhe sıkıntı ve rahatsızlık veriyorsunuz, lütfen onu bırakın da gölgeye geçsin” diyerek halka engel olmaya çalışıyordu.
Hazret

Muhammed Diyaüddin Hz.

Doğumu
Muhammed Diyaüddin (K.S), evliyaullahın büyüklerinden olan babası Abdurrahman-ı Tahi hazretlerine (K.S) ait bir belgeden edinilen bilgiye göre hicri 1274/1858 yılında Pazartesi günü öğleden sonra Bitlis’in Hizan kazasına bağlı Sıbayret nahiyesinin Uvseb köyünde dünyaya geldi.

Rüyada Gördükleri ve Sonrası
I. Dünya Savaşı sıralarında Muhammed Diyaüddin hazretlerinin (K.S) sağ kolunun pazusuna isabet eden bir top mermisi, kolunun felç olmasına sebep olmuştu. Felcin tüm vücuda sirayet ederek mübareğin ölümüne neden olmasından korkan Beşinci Askeri Fırka’nın doktorları Bitlis Hastahanesi’nde sağ kolunu omuzundan kestiler. Muhammed Diyaüddin (K.S) bu olayın akabinde şiddetli bir hastalığa tutuldu. Vefat etmesinden korkulur olmuştu. Çoğu zaman baygın bir halde yatıyor, arada bir ayılıyordu. Bir gün iyileşip kendine geldiğinde (hastalığı esnasında) gördüğü bir rüyayı bize şöyle anlattı:

“Rüyamda şeyhlerden büyük bir kalabalığın yanıma geldiklerini ve hakkımda uzun uzadıya müzakere ettiklerini gördüm. Aralarında dünyada kalmamın mı yoksa ahirete göç etmemin mi daha hayırlı olacağını konuşuyorlardı. Şeyhler arasında, Gavsü’l-Azam Sıbgatullah Arvasi, Üstadü’l-Efham Abdurrahman-ı Tahi ve Şeyhü’l-Ekrem Fethullah Verkanisi (K.S) hazretleri de bulunuyordu. ŞeyhÜ’l-Ekber (K.S) dünyada kalmamın ve insanların hidayetine vesile olmamın daha hayırlı olacağını söyleyerek, bu seneden sonra sekiz yıl daha yaşamam gerektiği görüşünde bulundu. Orada bulunan diğer şeyhler de bu görüş üzerinde karar kıldılar ve sonra dağıldılar.”

Muhammed Diyaüddin K.S edeceği gece gördüğü bir rüyayı bize şöyle anlattı:
“Rüyamda çok sayıda askerin geldiğini ve Üstadü’l-azam’ın K.S kabrine doğru gittiklerini gördüm. Yer ile gök arasını bembeyaz kuşlar doldurmuştu. İçlerinden büyük bir kuş bana gelerek,

-“Hazırlan.. Sabah gün ışımaya başlayıp saat on bir veya on iki olduktan sonra yola çıkacaksın” dedi.

Bilindiği üzere sûfilerin büyükleri, askerleri şeyhlerin ruhları, kuşları da melekler olarak tevil etmişlerdir. Muhammed Diyaüddin hazretleri K.S bu rüyayı anlattıktan sonra aile fertleri yanından birer birer çıktılar. Çıkarken de bana,

Hizmetle geçen ömrü hicri 17 Receb 1342 (23 Şubat 1924), tarihinde Cuma günü sabah namazından sonra Bitlis’in Nurşin köyünde son bulmuştur. Cenazesini Molla Abdullah Baleki ile Molla Abdülkerim Tertubi başka dostların da yardımları ile yıkadılar. Kendi işaretiyle kabri merkad-i şerifin duvarları içerisinde bulunan babasının yanı başında toprağa verildi.

Şah-ı Hazne

Ahmed Haznevi Hz.

Doğumu
Ahmed Haznevi (K.S) babalarının imam-hatiplik yaptığı şu anda Suriye toprakları içerisinde kalan Kamışlı kazasına bağlı Hazne beldesinde hicri 1304 (miladi 1886) yılında dünyaya geldi. Doğduğu yere nis-beten Haznevi namıyla anılır oldu. alim ve muttaki bir zat olan babası Hoca Murad Efendi, Mardin’nin İdil ilçesine bağlı Bahine köyündendi. Nesep olarak asil ve temiz bir aileden gelmekteydi.

İlmi Tahsili
Ahmed Haznevi (K.S) ilk eğitimini babasının yanında aldı. Babasından sonra ders aldığı ilk hocası, Diyarbakır’ın Silvan kazasının seçkin alimlerinden müderris Molla Hüseyin Küçük Efendi idi. Daha sonra zamanın usulüne göre ilim öğrenmek üzere Hazne’den Diyarbakır, Silvan, Nurşin ve Hizan medreselerine gitti. Hizan’da Abdurrahman-ı Tahi hazretlerinin (K.S) halifesi Mevlana Abdülkahhar Hizani’den (K.S), Verkanis’te Fethullah Verkanisi (K.S) ile Nurşin’de Muhammed Diyaüddin hazretlerinin (K.S) medreselerinde insanlığı kemalata ulaştıracak ilimleri devrin ileri gelen mürşid-i kamilleri ve onların halifelerinden aldı. On beş yılı aşan tahsil hayatında kelam, belagat, mantık, sarf, nahiv gibi ilimlerin yanında Kur’an, hadis ve ilimlerini de okuyarak icazetini aldı.

Tasavvufi Hayatı
Ahmed Haznevi (K.S) ilmi (alanda) icazetini aldıktan sonra tasavvufa ilgi duydu. Abdurrahman-ı Tahi’nin (K.S) halifesi olan Hizanlı Abdülkadir Efendi’nin (K.S) sohbetlerinde bulundu. I. Dünya Savaşı’ndan önce hocası Abdülkadir Efendi’nin (K.S) etmesi üzerine ise büyük veli ve Allah dostu Abdurrahman-ı Tahi hazretlerinin (K.S) oğlu ve halifesi olan Muhammed Diyaüddin hazretlerinin (K.S) sohbetlerine devam etmeye başladı.

Şeyh Ahmed Haznevi (K.S) bu yüce dergaha bağlandıktan sonra on beş yıl boyunca Hazne’den Nurşin’e bazan yaya bazan da binek üstünde gitmiş, ilmi ve manevi tedrisatını burada tamamlamıştır. Belki O bu yolculuklarında geleceğin maneviyat dünyasına doğru yol alıyordu. Çünkü irşad zamanı gelince mürşidi Muhammed Diyaüddin hazretleri (K.S) ona;

“Evladım! Sen irşada başla, biz insanları senin yanına toplar, Allah’ın izniyle kalabalıkları her yönden akın akın önüne getiririz” diyecekti.

Ahlak ve Hoşgörüsü
Ahmed Haznevî (K.S), kâmil insanlar dışında kimsenin ulaşamayacağı engin ahlâka ve büyük bir hoşgörüye sahipti. İnsanlara karşı bir babanın evladına olan şefkat ve merhametinden daha çok şefkatli ve merhametliydi.

İki Ailenin Barışı
Bir defasında Meliye aşiretinin reisi olan İsa Ağa’nın kardeşi Muhammed Salih’i öldürmekle suçlanan, Dekuriye kabilesinden Hacı Çuli’nin ailesi Şeyh hazretlerinden (K.S) Kendur köyünde bulunan İsa Ağa’nın evine ara bulucu olarak gitmesini istemişlerdi.
Şeyh hazretleri (K.S) onların bu isteğini kabul etti. Ve ara bulucu olarak İsa Ağa’nın evine gitti (Dekuriye kabilesinin barış istediğini, kendisinin de ara bulucu olarak geldiğini İsa Ağa’ya iletti ve ondan aralarındaki husumetin son bulmasını istedi). İsa Ağa, Şeyh hazretlerinin (K.S) gelişine çok memnun olduğunu, onun bu isteğini kabul ederek suçluları affedip onlarla barışacağını bildirdi. Onun barışı kabul etmesi Ahmed Haznevî’nin (K.S) kerameti olarak kabul edildi.

Onlara Engel Olmayın
Ahmed Haznevî (K.S) Meliye aşireti ile Dekuriye kabilesi arasında barış sağlandıktan sonra hem köylülerin davetine icabet etmek hem de teveccüh* yapmak için Amude köyüne gitmek üzere yola koyuldu. Bu köylüler, Kendur köyündeki aşırı izdihamdan dolayı teveccühe katılamadıkları için, Şeyh hazretlerini (K.S) köylerine davet etmişlerdi.

Şah-ı Hazne’nin (K.S) köye geleceğini duyan belde halkının şeyhleri, kabile reisleri, hükümet adamları ve daha birçok insan onu köyün girişinde karşılamışlardı. Komşu köylerin sakinleri de onu karşılamaya gelmişlerdi. Binlerce insan etrafında toplanmıştı. Tam bir izdiham yaşanıyordu. Öyle ki Şeyh hazretleri (K.S) köye ulaşmış olmasına rağmen, kendisini arabaları ve atlarıyla karşılamaya gelenler ile yaya olarak gelenler, aralarında yaklaşık iki saatlik mesafe bulunan Kendur köyünden Amude köyüne kadar, yol boyunca sıralanmış, köye ulaşmayı bekliyorlardı.
Köye ulaşan Şeyh hazretleri (K.S), ilk olarak bir yakınının vefatı sebebiyle Şeyh Beşir Hamîdî’nin evine giderek ona taziyede bulundu. Sonra da halifesi Molla Muhammed Latifin evine gitti. Orada yapılan teveccühten sonra öğle namazını kılmak üzere camiye gittiği sırada Molla Muhammed Latifin evi ile cami arasında öğlenin o şiddetli sıcağında halka ziyaret vermek için uzun süre ayakta bekledi. O kadar kalabalık vardı ki insanların kafalarının üzerinde toz bulutu oluşmuştu. O sırada şeyhin seçkin müridlerinden bazıları,

“Şeyhe sıkıntı ve rahatsızlık veriyorsunuz, lütfen onu bırakın da gölgeye geçsin” diyerek halka engel olmaya çalışıyordu. Şeyh Ahmed Haznevî (K.S) onların bu sözüne kızarak,

“Ne evlatlarımdan ne de müridlerimden hiçbiri bana çekmemiş. Siz insanların kalplerini nasıl kırarsınız? Onlar bana olan sevgi, muhabbet ve ihlâslan sebebiyle üzerime hücum ediyor ve üşüşüyorlar. Allah Teâlâ’dan sizin ahlâkınız gibi bir ahlâkı bana nasip etmemesini dilerim” demişti.

Amude köyünde yaptığı ikinci teveccühün peşinden, kıldığı öğle namazından sonra müridlerinden biri öğle yemeği yemek üzere Şah-ı Hazne’yi (K.S) evine davet etti ve binmesi için bir araba hazırladı. Şeyh hazretleri (K.S) davete icabet etmek amacıyla camiden çıktığı zaman insanlar yine aynı şekilde ziyaret etmek için üzerine hücum ettiler. Şeyh hazretlerinin (K.S) yanından ayrılmayan müridlerden bazıları,
“Şeyh hazretleri (K.S) kahvaltıdan bu yana hiçbir şey yemedi. İki defa teveccüh yaptığı ve sabah namazından beri tövbe ve ziyaret verdiği için çok yoruldu. Şu şiddetli sıcakta onu bekletmeyin de öğle yemeğini yiyip biraz etsin” diyerek insanların Şeyh hazretlerini (K.S) ziyaret etmelerine engel oluyorlardı. Şah-ı Hazne (K.S) ise bu sözleri söyleyenlere dönerek,

“Vallahi bana iki saat ayakta kalmam, sizin insanlara mani olmanızdan daha sevimli geliyor” diyerek onlara çok kızdı.

Vefatı
Ahmed Haznevî hazretleri (K.S) 20. yüzyılın ortalarında yaşadığı çevrede ve insanlar arasında sûfîliği, tasavvufu yeniden canlandırdı. Asr-ı saadet’ten günümüze kadar gelen kutlu yolu her türlü sapıklık ve yanlışlıklardan korudu. Kur’an ve Sünnet’e göre nasıl yaşanılması gerektiğini örnek hayatıyla bizzat göstermiş oldu.
Önceki tasavvuf büyükleri gibi o da hem adı ve sıfatlarıyla hem de bu yoldaki unutulmaz büyük hizmetleriyle, kıyamete kadar ardında sayısız dua edenleri, sevenleri, müridleri, dervişleri, sûfîleri, halifeleri, sayısız tanıyanları ve bilenlerini bırakarak Hakk’a yürüdü …

Ahmed Haznevî hazretleri (K.S) 1950 yılında Telmaruf’ta vefat etti ve oraya defnedildi.

Allah, şefaatlerine nail eylesin. Âmin.

Şeyh Alaeddin Haznevi

*Arapça, “yönelmek” demektir. Şeyhin, bütün manevi gücünü müridin kalbi üzerine yöneltmesi ve bu suretle ona aktarması. Bu, müridin ruhunda filizlenmelere sebep olacak bir manevi aşılama olayıdır. Yani müridin ruhî kabiliyet kapasitesinin artırılmasıdır. Mürid bu şekilde mürşidinin manevi özelliklerini yüklenmiş olur. Bu uygulamaya teveccüh-i kalbî denir.
[quote style="1"]Bu yazı Pozitif Yayınlarından çıkan “Hazret ve Şah-ı Hazne” isimli kitabının tanıtımıdır. Kitabı kredi kartı veya havale ile satın almak için aşağıdaki butona tıklayın.

Kitabı Satın Al

 

 

Mesaj Yazın

E-Mail adresiniz sadece bizde kalır.Gerekli Alanlar İşaretlidir *

*


yedi + = 13

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>