Hz.İsa’nın Dünyaya Gelişi

Hazreti İsa

İsrailoğullarının ileri gelenlerinden İmran’ın eşi Hanne hamile kalınca, doğacak çocuğunu Beyt-i Makdis (Mescid-i Aksa) hizmeti için vakfetmeyi adamıştı. O zaman erkek çocukları Beyt-i Makdis’e vakfetme adeti vardı. Hanne hamileyken eşi İmran vefat etmiş, Hanne de kız çocuğu doğurmuştu. Ona Meryem adını koydu. “Ya Rabbi, kız doğurdum, sen onu adağım olarak kabul et!” diye dua etti. Onu alıp Beyt-i Makdis’e götürdü, “adağımdır” diyerek oradaki yetkililere teslim etti. Zamanın peygamberi Zekeriyya Aleyhisselam Meryem’i alarak onun teyzesi olan kendi eşi İşa’nın yanına götürdü. Böylece Meryem teyzesinin yanında yetişerek büyüdü.

Hazreti Zekeriyya Aleyhisselam Hazreti Meryem için Mescid-i Aksa’da özel bir oda yaptırdı. Meryem oraya çekilerek sürekli ibadetle meşgul olmaya başladı. Yanına Hazreti Zekeriyya’dan başka kimse giremezdi. Her girişinde onun yanında Allah tarafından gönderilmiş yiyecekler bulurdu.
Hazreti Zekeriyya o zaman yüz yaşlarındaydı ve evladı olmadığından bir çocuğunun olmasını çok istiyordu. Bir gün Cebrail Aleyhisselam ona insan suretinde gelerek Yahya isminde bir oğlu olacağını söyledi. Daha sonra genç bir kız olan Hazreti Meryem’e aynı surette görünerek ona da hiçbir erkekle buluşmadığı halde tertemiz bir erkek çocuğu olacağını müjdeledi (ve yakasından üfledi). Hazreti Meryem bir mucize olarak derhal hamile kaldı, vakti gelince Hazreti İsa’yı doğurdu. Yahya ise altı ay önce doğmuştu.

Hazreti Meryem’in bir çocuk doğurduğunu (Kudüs/Beytüllahim’de) gören yahudi çevresi:

-“Ey Meryem! Sen cidden iğrenç bir iş yapmışsın!..” dediler ve onu taşlamak istediler. O da gerçeği öğrenmeleri için çocuğu işaret etti. O zaman beşikteki çocuk şöyle konuştu:

-“Ben gerçekten Allah’ın kuluyum. O bana kitabı verdi, beni peygamber yaptı. Nerede olsam o beni mübarek eyledi; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı yaptı, zorba ve bedbaht yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve canlı olarak dirileceğim gün selam bana.” (Meryem, 30-33)

Fakat yahudiler bunun dedikodusunu yaparak kendisinden şüphelendikleri Zekeriya Aleyhisselam’ı şehit ettiler. Hazreti Meryem oğlunu alarak Mısır’a gitti. On iki sene sonra Filistin’e dönerek Nasıra’ya yerleştiler. Hazreti İsa otuz yaşına girip peygamberlik gelinceye kadar orada kaldılar.

Tarihu’t-Taberî (Kahire 1979), 1/593-600; İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-tarih (Beyrut 1979), 1/298-300, 307-312.

Hazreti İsa’nın (A.S) Peygamber Oluşu

Hazreti İsa A.S. bilinen miladî tarihten 4-5 yıl önce babasız olduğu halde bir mucize olarak Filistin’de (Beytülahm’de) doğmuştu. Bundan kısa bir süre sonra, anne ve oğluna düşmanlık besleyen yahudilerin şerrinden korunmak için Hazreti Meryem oğluyla Mısır’a giderek orada tehlikeden uzak on iki yıl geçirmişler, sonra tekrar Filistin’e (Hayfa civarında) Nasıra kasabasına dönmüşlerdi.

Hazreti İsa gençlik yıllarını annesiyle burada geçirmiş, otuz yaşına girince Allah’ın peygamberi olarak ona İncil nazil olmuştu. İsa Aleyhisselam, kendisine ilkin iman edip destek veren on iki “havari/yardımcı” ile Filistin’de birçok yeri gezerek halkı doğru yola ve hak dine davet etmiş, pek çok da mucize göstermiştir. Doğuştan âmâları ve kötürümleri tedavi etmek, alaca illetini iyileştirmek, yeri gelince ölüleri diriltmek, çamurdan kuş yapıp uçurmak gibi mucizeler gösterdiği bilinmektedir (Maide, 110). Fakat inatçı yahudiler mucizeleri gördükleri halde “bunlar sihirdir” deyip inkârda direniyorlardı. Birçoğu ise ona inanıp bağlanıyordu.

İsa Aleyhisselam’ın büyük bir mucizesi olarak rivayet edilen “maide/sofra” kıssası meşhurdur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Maide suresinin adı buradan gelir. İlgili ayetler şöyledir: “Hani havariler: Ey Meryem oğlu İsa! Click to Tweet
Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi, demişlerdi. O: İman etmiş kimseler iseniz Allah’tan korkun, demişti.

Onlar: Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesinlikle) bilelim ve onu gözle görmüş şahitler olalım istiyoruz, demişlerdi. Meryem oğlu İsa şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir ayet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” Allah da şöyle buyurdu:

Şüphesiz ben onu size indireceğim. Ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, alemlerde hiç kimseye etmediğim azabı ona ederim!” (Maide, 112-115)
Rivayete göre havarilerin böyle bir istekte bulunmalarını Hazreti İsa hoş karşılamamış, fakat onların ısrarı üzerine sofra inmesi için gözyaşları içinde Allah’a dua etmişti. Allah tarafından gökten indirilen bu mucize sofrada balık ve güzel kokulu çeşitli yemekler varmış; nice kimseler bunlardan yiyip doyduktan sonra sofra tekrar göğe kaldırılmıştır.
en-Nüveyrî, Nihayetü’l-Ereb (Kahire 1943), 14/225-240; İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’an (Riyad 1997), 3/224-231.

Hazreti İsa’nın (A.S) Dünyadan Gidişi

İsa Aleyhisselam, otuz yaşından itibaren İsrailoğulları (yahudiler) arasında ve Kudüs çevresinde üç sene kadar peygamberlik yapmış, kendisine indirilen fakat yazıya geçirme fırsatı bulamadığı İncil’in talimatlarını sözlü olarak insanlara iletmeye gayret etmiştir. Yahudiler ona karşı çıkarken az bir kısmı da onun dinine bağlanmıştır. İsa Aleyhisselam’ın Allah’tan getirdiği hak dine bağlananlara “Nasranî” veya “Îsevî” denilmiştir. Îsevîliğin iman esasları aslında İslâm inancıyla aynıydı.

Hazreti İsa’ya düşmanlık eden yahudiler, nihayet onu öldürmeye karar vermişlerdi. Roma İmparatorluğu’nun Kudüs valisine onu şikayet ettiler. Hazreti İsa’nın Roma aleyhinde faaliyet gösterdiğini, Filistin’de yeni bir hükümet kurmaya çalıştığını, onun kendi dinlerine de muhalif bir yol izlediğini iddia ederek, çeşitli yalan ve iftiralarla valiyi kandırdılar. Bunun üzerine Kudüs valisi, İsa Aleyhisselam’ın cezalandırılmasını istedi ve bu işi yahudi ileri gelenlerine havale etti. Onlar da öldürmek için Hazreti İsa’yı aramaya başladılar. Havarilerden Yahuda isimli bir satılmışın rehberliğinde, Hazreti İsa’nın yerini buldular.

Yahudilerin önünden yol gösteren Yahuda içeri girmişti ki, Allah tarafından onun sureti Hazreti İsa’ya benzetildi ve öyle gösterildi. Onu Hazreti İsa zannederek çarmıha germek suretiyle idam ettiler. Hazreti İsa ise ilâhi kudret ile semaya kaldırıldı. Kur’an-ı Kerim bunu şöyle bildirir: “Onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Fakat (öldürülen) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bu hususta kesin bir şüphe içindedirler. Onların buna ait zanna kapılmaktan başka hiç tutarlı bir bilgileri yoktur ve kesinlikle onu öldürmediler. Bilakis Allah onu kendisine kaldırmıştır. Allah aziz ve hakimdir.” (Nisa, 157-158)

Hıristiyanlar, Hazreti İsa’nın çarmıha gerildikten sonra yeniden dirilip göğe yükseldiğine inanırlar. Hazreti İsa’nın otuz üç yıllık dünya hayatından sonra onun havarileri bir müddet daha yeryüzünde hak dini yaymaya çalıştılar. Fakat mümin hıristiyanlar/nasranîler, üç yüzyıl kadar çeşitli baskı ve zulüm altında bırakıldılar. Daha sonra hıristiyanlık serbest olduysa da, gerçek hıristiyanlık ve derlenmiş İncil nüshaları ortadan kalktı.

Hazreti İsa hâşâ Allah’ın oğlu ve tanrı olarak kabul edildi. Yüzlerce uyduruk İncil üretidi. Sonra ayıklanıp dörde düşürüldü. Bugün mevcut dört incil (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) birbirine uymayan yanlışlarla doludur.

BENZER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend