Alın Yazımız

Alın Yazımız

Alın yazımız

Günlük hayatımızda sıkça kullanılan ‘alın yazısı’ deyimiyle kastedilen şey kaderdir. Alın insanı temsil eder; yazı da Allahu Tealâ’nın insan için ezelde takdir ettiği ve ayrıca görevli meleğine yazdırdığı ilahi bilgiden ibaret.

Sıkça duyduğumuz “takdir edilen başa gelir”, “Allah’ın bir bildiği vardır”, “takdir tedbiri bozar”, “kulun değil, Allah’ın dediği olur”, “ölüm geldi cihane, baş ağrısı bahane” gibi sözler, kul için tayin edilen kaderi ifade için kullanılan sözlerden.

Kader kelime olarak, ölçme, takdir etme, şekillendirme, hisselere ayırma, herkese payını verme, hükmetme, hükmüne geçirme gibi manalara gelir. Kaderin dinimizdeki manası, Allahu Tealâ’nın olacak şeyleri ezelde bilmesi, takdir etmesi, hükmünü vermesidir.

Kadere iman, İslâm Dini’nin temel esaslarından biridir. Kadere iman etmeyen kimse müslüman olamaz. Allah Rasulü (A.S.) buyurmuştur ki:
“Bir kul kadere, hayrın ve şerrin ilahi takdirle meydana geldiğine iman etmedikçe, takdir edilenin mutlaka başına geleceğini ve takdir edilmeyeni ise asla görmeyeceğini bilmedikçe mü’min olamaz.” (Tirmizi, İbnu Mace, Ahmed)

“Bir kul, şu dört şeye iman etmedikçe mümin olamaz: Allah’tan başka ilah olmadığına, benim O’nun hak Peygamberi olduğuma, ölüme ve ölümden sonra dirilmeye, bir de kadere.” (Tirmizi, İbnu Mace, Ahmed)

Mümin olmak için iman etmemiz gereken bu kader nedir, ne zaman tespit edilmiştir ve nasıl cereyan etmektedir? Bu soruya en doğru cevabı ancak kader çizgisini çizen Yüce Rabbimiz ve o gizli çizgiyi bize tarif eden Peygamberimiz (A.S.) verir. Bu konuda Allahu Tealâ buyuruyor ki:
“Biz her şeyi bir kaderle (ölçü ve hesapla) yarattık.” (Kamer/49)

“Yeryüzünde her ne olmuşsa ve başınıza her ne gelmişse, biz onu yaratmadan önce o şey muhakkak bir kitapta yazılmıştır. Hiç şüphesiz bu, Allah’a kolaydır.” (Hadid/22)

“Gaybın anahtarı O’nun katındadır, onları ancak O bilir. O, karada ve denizde olan her şeyi, dalından düşen bir yaprağı, yerin derinliklerinde olan taneyi bilir. Yaş-kuru ne varsa hepsi Kitab-ı Mübin’de (Levh-i Mahfuz) tesbit edilmiştir.” (Enam/59)

Şimdi, bu ayetleri tefsir eden hadis-i şeriflerden bir kaç tanesini görelim:
“Allah, gökleri ve yerleri yaratmadan ellibin sene önce mahlukatın kaderlerini tayin ve tespit etti.” (Müslim, Tirmizi)

“Allah’ın ilk yarattığı Kalem’dir. Allah Kalem’i yaratır yaratmaz ona: ‘yaz’ emrini verdi. Kalem: ‘Ey Rabbim neyi yazayım?’ dedi. Cenab-ı Hakk: ‘Kıyamete kadar olan her şeyin kaderlerini yaz!’ buyurdu.” (Ebu Davud, Tirmizi)

Kader konusu ve kaderin hakikati akılla, içtihatla, tefekkürle, felsefeyle bilinemez. İşin esası, kaderi çizen Yüce Alah’a iman ve itimada dayanır. Bu konu, Allah ve Rasulü’nün bildirdiği kadar bilinebilir ve o çerçevede söz edilebilir. Kader, Allah’ın sırlarından bir sırdır; hakikatı, dünyada değil, Cennet’te anlaşılacak. Kader hakkında sınırsız ve sorumsuzca konuşan kimseler işi yokuşa sürmüş ve kendisini ateşe sürüklemiş olur. Bu konuda Rasulullah (A.S.) Efendimizin şu uyarısına dikkat etmek zorundayız:

Alın yazımız

“Kim kader hakkında kendi kafasından bir şeyler söylemeye kalkarsa, kıyamet günü ona bunun hesabı sorulur. Kim kader hakkında hiç konuşmazsa, ona bundan dolayı bir şey sorulmaz.” (İbnu Mace)

Bir defasında Allah Rasulü (A.S.) ashabının yanına uğradı. O esnada ashab kader hakkında tartışma havası içinde konuşuyorlardı. Efendimiz, bu duruma çok celallendi ve oradakileri şöyle uyardı:

“Bununla mı emrolundunuz? Ben size bunun için mi gönderildim? Bu yaptığınız ile Kur’an’ın bir kısmını diğeri ile çatıştırıyorsunuz. Sizden önceki ümmetler, bu şekildeki münakaşaları yüzünden helak oldular.” (Tirmizi, İbnu Mace)

Hz. Ali (R.A.) anlatıyor: Allah Rasulü, bir sahabenin defin işi için Baki-i Garkad denen mevkide bulunuyordu. Yere oturdu, biz de etrafına oturduk. Elinde bir asa vardı, yere çizgiler çiziyordu, bir ara saadetli başını yukarı kaldırdı ve:

“Hiç şüphesiz Allah, her birinizin cennetteki veya cehennemdeki yerini, said mi şaki mi olacağını tespit ve tayin etmiştir.” buyurdu. Orada bulunanlardan birisi, hayretle:

“Ya Rasulullah! Madem ki durum böyle, o halde biz niçin amel ediyoruz, bıraksak da bizim için yazılmış olan şey başımıza gelse?” diye sordu. Efendimiz (A.S.) şu cevabı verdiler:

“Siz amel edin; kim saadet ehlindense o saadet ehlinin amelini işler. Kim de cehennem ehlindense, cehennemliklerin yolunda gider. Herkese, varacağı yerin ameli kolaylaştırılır.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

Allah Rasulü (A.S.) peşinden şu ayetleri okudular: “Kim Allah yolunda verir, kötülüklerden sakınır ve en güzel kelimeyi (Lâ ilahe illallah sözünü) tasdik ederse, biz ona en kolay yolu (Cennet yolunu) hazırlarız. Ama kim de cimrilik eder, Allah’a karşı kendisini zengin (ve güçlü) görüp, kulluktan kaçıp kibreder ve en güzel kelimeyi yalanlarsa, biz de ona, sonu zorluk ve cehennem olan yolu açarız.” (Leyl/5-10)

Şu hadis-i şerifler de kaderin sırlı perdesini biraz açıyor:
“Allah anne rahminde bir meleği görevlendirmiştir. Allahu Tealâ’nın emir ve izniyle, melek, yaratılacak olan herkesin rızkını, ecelini, amelini, şaki (cehennemlik) veya said (cennetlik) olduğunu yazar.” (Buhari, Müslim)

İşte bu yazı, ilmi ezelî ve ebedî olan Yüce Allah’ın, varlık alemine getireceği bir insanın durumunu önceden bilmesi ve o bilgiyi meleğine bildirmesidir. Çünkü melekler insana o bilgiye göre hizmet ve muamele edeceklerdir. Melekler ancak Allahu Tealâ’nın kendilerine bildirdiğini bilirler ve sadece emrettiğini yaparlar.

Allahu Tealâ katında ezelde belli olan insanın kaderi, önce ilahi emirle Kalem tarafından Levh-i Mahfuz’a yazıldı. Bu yazı ayrıca, varlık aleminde insana refakat eden görevli meleklere de yazdırıldı. Aynı zamanda, akıllı olup büluğa erenlerin amellerini yazmak için Kiramen Katibin isimli yazıcı melekler görevlendirildi. Bu meleklerin görevi, Levh-i Mahfuz’daki kaderimizi değil, dünyada yaptığımız amelleri yazmaktır. Kıyamette karşımıza bu meleklerin yazdığı amel defterlerimiz getirilecek ve biz onlarda yazılı olan amellerin karşılığını göreceğiz. Allahu Tealâ, kulları hakkında adaleti ve rahmetiyle hüküm verecek. Hiç kimseye zerre kadar zulüm yapılmayacak. Yazıcı meleklerin yazdıkları ile Allahu Tealâ’nın bizim hakkımızda Levh-i Mahfuz’da Kalem’e yazdırdıkları aynı olacak. Yani, Yüce Rabbimizin bizim hakkımızda ezelde bildikleri dünya ve ahirette aynen gerçekleşecek.

İşte Levh-i Mahfuz’la amel defterlerimizdeki yazılanların aynı olmasına kader sırrı deniyor. Onun hakikatini ve hikmetini ancak Allahu Tealâ bilir.

Nurullah Toprak
Alın yazımız

BENZER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend