Ahirete imanın esasları

Ahirete imanın esasları. İki melek, kulu kabirde düzgün olarak oturturlar. Kul, ruh ve bedeniyle birlikte bu suale muhatap olur.

Ahirete imanın esasları

Şu sekiz husus ahirete imanın esasını oluşturur:

  • 1. Kul, Münker ve Nekir meleklerinin sorgulamasına inanmalıdır. Bu iki melek, kulu kabirde düzgün olarak oturturlar. Kul, ruh ve bedeniyle birlikte bu suale muhatap olur. Melekler ona tevhid (Yüce Allah’ın birliği) ve risalet (Hz. Muhammed s.a.v’in peygamberliği) ile ilgili sorular soracaktır. Bu müminin karşılaşacağı son imtihandır. Bu iki melek kabirdeki imtihanı gerçekleştirecek meleklerdir. Bu konuda Allah Ra-sulü s.a.v.’den rivayetler gelmiştir. (Kabir suali ile ilgili hadisler için bkz: Buharî, Cenâiz, 51; Müslim, Cennet, 65-77; Ebu Davud, Sünnet, 27)
    Şu ayet-i kerime de bu manadadır: “Allah, inananları dünyada ve ahirette sağlam sözde sabit tutar.” Bu durum Münker ve Nekir’in sorgusu anında olur. Ayet şöyle bitmektedir: “Allah, zalimleri saptırır. O, her istediğini yapar.” (ibrahim, 27)
  • 2. Kabir azabı gerçektir. Bu azap ilahî hikmet ve adalet gereği olup ruh, beden ve nefse birlikte tattırılır. Bu üçü dünyada isyanda birlikte hareket ettikleri için, kabirdeki azapta da birlikte olurlar. Eğer kul kabirde nimet içinde ise, bu nimeti ruh, beden ve nefs birlikte tadarlar. Dünyada taat ve ibadette birlikte oldukları gibi, kabirdeki nimette de birlikte olurlar.
    Bunlar ahiret hükümleriyle ilgili hususlar olup, Allah’ın kudreti ile meydana gelirler. Bunlar akıl ölçülerine ve dünyada alışılan hale göre olmaz. Allah Tealâ azabı ve nimeti, ruh ve beden birbirinden ayrı iken ikisine birden ulaştırır. Onların ayrı olması buna mani olmaz. Yüce Allah her ikisine de azap veya nimeti ulaştırır, sanki birlikte imiş gibi olurlar. Allah Tealâ’nın kudreti için mesafe, sıralama, uzaklık ve zaman söz konusu değildir.
  • 3. Kul, iki kefesi bulunan, günah ve sevapları tartacak olan Mizan’a (amellerin tartılacağı ilahî teraziye) iman etmelidir. Mizan, hak, adalet ve hikmetin gereği olup Allah’ın insanlara bir lütfudur. Bir hadiste mizanın gök ile yeri içine alacak büyüklükte olduğu bildirilmiştir. Allah Tealâ’nın kudreti ile ameller onunla tartılacaktır. O gün tam bir adalet uygulanacak ve zerre kadar amel dahi hesaba getirilecektir. Dünyada yaptığı zulüm ile ahirete gelenler kaybedecektir.
  • 4. Mümin, hadislerde anlatıldığı şekilde Sırat’ın hak olduğuna da inanmalıdır. Sırat, hadislerde zikredildiği şekilde kıldan ince ve kılıçtan keskindir. O, cennetliklerin ve cehennemliklerin üzerinden geçecekleri, ayakların kaydığı bir yoldur. Müminlerin ayakları Allah’ın kudretiyle onun üzerinde sabit kalacak, Allah Tealâ onları lütfuyla cennete geçirecektir. Münafıkların ayakları sıratta kayacak ve Allah Tealâ’nın hikmetinin gereği, onlar cehenneme düşeceklerdir. Sırat, Allah’ın izniyle cehennemin üstünde duran bir köprüdür. Onu geçen Allah’ın izniyle cehennemden kurtulacaktır. Orada ayağı kayan ise, Allah’ın hikmeti gereği cehenneme yuvarlanacaktır.
  • 5. Mümin, hesabın yapılacağına ve insanların farklı farklı şekillerde hesaba çekileceklerine de inanmalıdır. Kimi insanların hesabı kolay olacaktır. Kimisinin hesabı çok çetin olacak, inceden inceye hesaba çekilecektir. Kimileri hiç hesaba çekilmeden cennete girecektir. Bunlar mukarrebûndur. (Allah katında özel yakınlık elde etmiş velilerdir.) Kimisi hesaba çekilmeden cehenneme atılacaklardır; bunlar kâfirlerdir.
  • 6. Mümin, Hz. Peygamber s.a.v’in Havz’ına (Havuz, pınar) iman etmelidir. Müminler cennete girmeden önce ve Sırat’ı geçtikten sonra ondan içeceklerdir. Ondan bir kere içen kimse bir daha ebediyen susamayacaktır. Havz’ın genişliği bir aylık yoldur. Rengi sütten daha beyaz, tadı baldan daha tatlıdır.
  • 7. Mümin, ahirette, cennette Allah Tealâ’yı görmeye de inanmalıdır. Allah Tealâ’nın dilediği şekilde, O’nun zatını perdeleyen perde ve örtüler Allah’ın kudreti, dilemesi, nuru ve rahmetiyle kaldırılacak ve kullar O’nun cemalini seyredeceklerdir. Şu ayeti kerime de bu konuyla ilgilidir: “İyi işler yapanlara daha güzeli ve bir de fazlası vardır.” (Yunus, 26) Buradaki “daha güzeli” cenneti, “fazlası” ise Allah’ı görmeyi ifade etmektedir. Rasulullah s.a.v. ayeti bu şekilde tefsir etmiştir. (Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, IV, 358; İbnu Kesir, Tefsir, IV, 1747)
  • 8. Mümin, cehennemde cezasını çeken Allah’ın birliğine inanan kimselerin azaptan sonra çıkarılacağına iman etmelidir. Allah’ın rahmeti ve lütfü ile cehennemde hiçbir tevhid ehli kalmayacaktır. Ayrıca günahkâr kimseler için peygamberlerin ve sıddıkların şefaati vardır. Allah’ın izniyle cennetlik olan her mümin için şefaat yetkisi vardır. Peygamberler, sıddıklar, alimler, şehidler ve salih müminlerden her biri, Allah katındaki hatırı ve derecesi ölçüsünde şefaat edeceklerdir.

Şefaat ve Allah’ın birliğine iman eden herkesin cehennemden çıkarılacağı konusunda gelen hadislerde ittifak vardır. Bunlar cehennemlik müslümanlar olarak bilinen ve onun en üst tabakasını oluşturan kimselerdir. Onların durumuna şu ayette işaret edilmektedir: “İnkâr edenler, keşke müslüman olsaydık, derler.” (Hicr,2)

Müfessirler bu ayetin tefsirinde şöyle demişlerdir: “Allah’ın birliğine inananlar cehennemden çıkarılırken, inkâr edenler böyle söylerler.” (İbnu Kesir, Tefsir, IV, 1948)

Cehennemde en geriye kalan iman ehlini, Allah rahmetini göstermek için sona bırakır. Hiçbir şefaatçinin şefaat etmediği bu kimseleri Allah Tealâ geniş rahmeti ve ihsanıyla cehennemden çıkarır. Hz. Rasulullah s.a.v.’den rivayet edilen hadisin manası budur. Bu hususlar, hidayet rehberi Sünnet’in ve ümmetin yolunun belirlediği akaid esaslarıdır. Müminler bu konularda görüş birliği içindedirler. Bu konularda farklı bir görüş ileri süren kimse yoktur.

Keramet Haktır

Biz, Allah’ın kudretine, O’nun mül-kündeki ayetlerine ve hadis-i şeriflerde zikredilen gayb alemine iman ederiz. Yine, Allah Tealâ’nın velilerine ikram ettiği kerametlere, dostlarının duasını kabul ettiğine, salih sıddık kullarının elinde olağanüstü yollarla kudretini ortaya koyduğuna iman ederiz. Bütün bunlar onların imanını artırmak, yakînlerini sağlamlaştırmak ve kendilerine bir şeref bahşetmek için verilmiştir.

Velilerde ortaya çıkan bu şeylerde, peygamberlerin nübüvvetlerini iptal edecek ve onların delillerini zayıflatacak bir durum yoktur. Çünkü veliler, bu işlerin kendilerinden kaynaklandığını söylemiyorlar ve peygamberlerin emrine de aykırı hareket etmiyorlar. Onlar, kendilerinden zuhur eden şeylerin kendi güç ve kuvvetleriyle oluştuğunu iddia etmedikleri gibi, insanları kendilerine de davet etmemişlerdir. Yine onlar, keşif ve kerameti kullanarak kimseye üstünlük sağlamaya çalışmamışlar onu dünya malı toplamak için kullanmamışlardır.

Keramet, Allah Tealâ’nın Melekût Alemi’nin sırlarından dilediği şekilde velilerine ihsanıdır. Allah Tealâ, dilediği yerde istediği şekilde gayb aleminden kudretiyle kerameti onlara ihsan etmektedir. Bu onlara özel olarak verilmiş bir nimettir. Bununla Yüce Allah, onlara olan dostluk ve yakınlığını kendilerine ve halka göstermek istemektedir.

Keramete ulaşmış veliler, peygamberlere tabi olan, onların sünnetlerine uyan kimselerdir. Allah Tealâ onlara kerameti peygamberlerin ve onlara güzelce uymalarının bereketine vermiştir. Veliler asla peygamber olmadıkları gibi, onların benzerleri de değillerdir. Keramet konusunda Sahabe ve Tabiun’un seçkinlerinden tevatür (reddi mümkün olmayacak sayıda kişinin nakletmesi) yoluyla pek çok haber gelmiştir.

Ahirete imanın esasları

Ebu Talib El Mekki (K.S)
Al KAYA

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend