Sen tespih sat inşallah

sen-tespih-sat

İslam’ı daha iyi yaşamak adına bankadaki işinden ayrılır..Mürşidi kulağına yaklaşarak, yavaşça: -“E, sen tespih sat inşallah” der.

Sen tespih sat inşallah

Söz önemlidir. Karşıdaki kişiye aktarılan sözün içeriğinden ziyade, o söze değer veren şey kimi zaman sadece o sözü söyleyen kişidir. Çünkü kimi sözler sadece dille değil bazen kalple söylenmiştir.
Üsküdarlı olanlar, yolu Üsküdar’dan geçenler bilir. Üsküdar’da, boğaza karşı heybetle duran Mihrimah Sultan Camii’nin duvarlarının gölgesinde bir tespihçi vardır.
Sanki, Mihrimah Sultan Camii ibadete açıldığında bu tesbpihçi de “Bismillah” deyip caminin gölgesinde tespih satmaya başlamış gibidir. Aslında bir bakıma da öyledir çünkü bu tespihçi, güzel bir gönlün

-“E, Sen tespih sat inşallah.” sözüyle bu caminin gölgesine mıhlanmıştır, yirmi altı senedir de bu söze itaat etmektedir.

Şükrü Gökmen, 1956 yılında Üsküdar’da dünyaya gelir. Annesini üç yaşındayken kaybeder. Kardeşiyle birlikte üvey annesiyle yaşamak durumunda kalırlar. Ancak üvey anneleri onlara kötü davrandığından, babası ondan ayrılır. Artık hayatlarındaki tek kadın, oynayıp, zıplayıp yorulduklarında, kapısını çaldıklarında iştahla yedikleri salçalı ekmeği ellerine veren babaanneleridir.
Yokluk içinde geçen çocukluk Şükrü’ye çok şey öğretir. Kendisi sabahçı olduğundan okula giderken kışları paltoyu ilk o giyer, öğlen eve gelir ve paltoyu okula gidecek kardeşine verir. Maddi imkansızlıklardan dolayı lise ikinci sınıfta okuldan ayrılarak bir TV fabrikasında iki yıl çalışır. Sonra askerlik yolu görünür.

Yemek Yerine Namaz

Askerliğini Kıbrıs’ta tamamlar. Görevini Kıbrıs Türk Barış Gücü’nde yaptığından, burada bulunan yabancı askerlerle kurduğu iletişimin sonucu İngilizce öğrenmiş olarak İstanbul’a döner. Bir bankacı tanıdığının vasıtasıyla bankada veznedar olarak çalışmaya başlar. Yaklaşık on yıl çalıştığı veznedarlık işinde, iki banka çalışanı onun hayatında dönüm noktası olacak durumun kıvılcımını ateşler. Öğle arasında iki banka çalışanının namaz kılması Şükrü’yü rahatsız ediyordur. Zamanlarını almak düşüncesiyle onlara saymaları için para verir. İşlerini bitirdiklerinde onlar kalan on dakikada öğlen yemeği yemek yerine namaz kılmayı tercih ederler. Onların ortaya koymuş oldukları bu güçlü irade Şükrü’yü çok etkiler.

Gördükleri Şükrü’ye tefekkür kapısını aralar. Nüfus cüzdanının arka yüzünde yazan “İslâm” ibaresi onun kendisini sorgulamasına sebep olur. O gece derin düşünceler içerisinde uyuyakalır. Senelerdir duymadığı sabah ezanının sesiyle uyanır. Bildiği kadarıyla abdest alarak namaz kılar. Kaç saat geçtiğinin farkında bile olmadığı seccadenin üzerinden hanımının ona seslenmesiyle kalkar. Artık onun hayatı başka bir seyre girmiştir.

Yeni Bir Hayat

Şükrü, dinini öğrenmeye, hayatını ona göre şekillendirmeye başlar. Zaman geçtikçe okuduğu kitaplar, öğrendiği ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler onda başka uyanışlara yol açar.

“Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” ayet-i kerimesini her okuduğunda ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Necran Amiri’ne

“Seni kullara kulluk etmekten Allah’a kulluk etmeye, kulların dostluk ve himayesinden Allah’ın dostluk ve himayesine çağırıyorum.” hitabını her hatırladığında üzülür, hüzünlenir.

Aklına, banka müdürü izin vermediği için gidemediği cuma namazları gelir. Bu zaman aralığında yolda kaside okuyarak gittiği bir sırada adını dahi bilmediği bir kaç kişi ile tanışır. Onların vesilesiyle de ertesi sabah kendisini Türkiye’nin bir ucunda bulunan bir mürşid-i kâmil’e intisap etmiş bulur. Bir süre sonra, iş yerinde yaşadığı bu problemi mürşidine danışmak için onun huzuruna tekrar çıkar. Yaşadığı problemi kısaca anlattığında, mürşidi kulağına yaklaşarak, yavaşça:

-“E, sen tespih sat inşallah.” der.

Mürşid Sözü

İslâm’ı daha iyi yaşamak adına bankadaki işinden ayrılır. Cebinde ufak bir sermayesi vardır. Bir kaç gün işe gider gibi evden ayrılır ama çok uzun sürmeden hanımına açıklar durumu. Kısa süre sonra rızkının peşinden koşmaya başlar. Mandal alır, yükler bir bebek arabasına, sürer pazara ama işler beklediği gibi gitmez. Mandal satamaz. Sabun yükler arabaya o da olmaz. Gömlek alır, pazarda en ucuz fiyattan verir ama bu işte de dikiş tutturamaz. En son cebinde yedi buçuk lira kalır.

Sermayesi bitmiştir. Bir vapur jetonu alarak Eminönü’ne geçer. Derin düşüncelere dalmış, Mercan Yokuşundan yukarıya doğru tırmanırken kafasını kaldırdığı an “Eyvah!” der.
Sağlı sollu tespih dükkanlarını görmüştür, mürşidinin sesi kulağında çınlamış, onun sözünü hatırlamıştır. “E, sen tespih sat inşallah.”

Apar topar bir dükkana girerek cebindeki son parayla on tane tespih alır. Koluna takıp satmaya başlar tespihleri. Anında biter tespihler. Kazandığı o parayla yirmi tane daha alır. Otuz, kırk, elli..

Bu iş tutmuştur. Akşama elinde yiyecek içecek poşetleri, bir torba da tespihle evine gelir. Mürşidiyle konuştuğu vakit aklından çıkan o söz, vakti geldiğinde kulaklarında çınlamış ve Şükrü’ye bereketli bir sermaye olmuştur.

Anlamıştır Şükrü o an mürşid sözünün önemini. Bu yüzden yirmi altı yıldır, Mihrimah Sultan Caminin gölgesindeki seyyar tezgahında tespihleri ve kalbinde mürşidinin sözleriyle bekleyişi..

Sen tespih sat inşallah
Mostar Dergisi
Ekim-2014

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend