Aşk bahçesine girmek

aşk

Muhabbet, hayatımızın özünü teşkil eder. Muhabbet, dostluğun samimi ve katıksız halidir. Muhabbet, sevgiliye kavuşma, onun güzelliğini görme heyecanı ve susuzluğu içinde bulunan kalbin coşmasıdır.

İnsanda, muhabbet merkezi kalptir. Kalbin muhabbet duyacağı gerçek maşuk ise ancak Allahu Teâlâ’dır. Fakat kalp, muhabbetin bu zirve noktasına bir anda yükselemez. O yüce makama çıkmak için, sevilen diğer varlıklar birer merdiven mesabesindedir. Bunlara duyulan muhabbet, kalbin hakiki sevgiye hazırlanması istikametinde olan sevgilerdir. Muhabbet, zahmetleri rahmete inkılâb ettiren sihirli bir rol oynar. Sevilen kişinin hareketleri, sevene ağır gelmez, bilakis kolay gelir.

Aşk ise, ezelin hatırasıyla başlayarak varlığın bilincine doğru yürüyen bir yoldur. Yaratılışın sırrı ve çözüm önerisidir. Kainatın ve onun efendisinin varlık nedenidir.

Aşk, tohumu gönülde ekilen ve sonra bütün bedeni kaplayan bir sarmaşık, bütün tecellileri kuşatan bir canlılıktır. İçine girildiğinde çıkılmak istenmeyen bir dünya gibidir. Hepimizin yüreğinde olan bir tohumdur aşk. Bu tohum, eğer uygun ortam, zaman ve besin bulursa patlar, çiçek açar. Aşık olduğunda insanın yüreğine bir ateş düşer. Eğer yüreğindeki tohum, mevsimlik bir çiçek olarak açmışsa, ömrü kısadır. Ama bir çınarsa, yürekte köklenen; yıllarca dimdik ayakta kalır. Eğer, insan, hormonlarıyla düşünüyorsa o, aşk değildir ve onunla hiçbir şey paylaşılamaz.

Aşk bahçesine girmek için gerekli olan yol azığı ise “acı”dır. Bence aşkı tanımlayacak en güzel kelime “acı”dır. Eğer acıyı tatmıyorsa, o, aşk değildir.

Aşkı ayırt eden bir şey de insanın duygularına hakim olamayışıdır. İnsan duygularına hakim olabiliyorsa, o, aşk değildir.

Aşkın ilk mertebesi sevgidir. İkinci mertebesi sarhoşluk ve kalp mestliğidir. Üçüncü mertebesi ayrılık, özlem ve hasrettir. Dördüncü mertebesi elem ve acıdır. Beşinci mertebesi feryat ve mecnunluktur. Altıncı mertebesi ise mutluluktur.

Aşk ile acı arasındaki denge doğru kurulabilir ve öncelikler doğru biçimde yaşanırsa, aşk yok olmaz, bilakis, ayağı sağlam basan bir ilişkiye dönüşür. Aşk, acıyla insanı pişirir. Şayet, önce acı değil de mutluluk gelirse, sonu acı olur. Mutluluğuyla gelen şey, ucuz bir ilgi ve küçük hacimli bir sevgidir. Sonu ise acı ile biter.

Seven, sevdiğine muhabbeti nisbetinde hayran olur ve onu taklit eder. Zira aşk ve muhabbet, iki kalp arasındaki cereyan hattı gibidir. Sevenler, sevdiklerini hiçbir zaman gönüllerinden çıkarmaz ve dillerinden düşürmezler. Sevdiklerine, canlarını ve mallarını cömertçe harcarlar ve ölürler.

Muhabbet, kuru bir davadan ibaret değildir. Muhabbet, kardeşinin derdiyle dertlenip, ihtiyaçlarını karşılayıp, fedakarlık ve feragat göstermek, elindeki nimeti onunla paylaşabilmektir. Gerçek muhabbet, zor zamanda, sıkıntılı anlarında yanıbaşında olmaktır.

Başta belirtmiş olduğumuz hakiki muhabbete kavuşmak ise, talep etmek zaruretiyle mümkündür. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz:

“Allah’ım! Sen’den sevgini, Sen’i sevenlerin sevgisini ve Sen’in sevgine ulaştıracak ameli talep ediyorum. Allah’ım! Sen’in sevgini, bana nefsimden, ailemden, malımdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl.”

Bu konuda Yusuf Hamedanî hazretleri şöyle buyurmaktadır:

“Mahlukata aşık olunca insanda bunama ve delilik zuhur eder. Oysa Hakk Teâlâ’yı sevince gönle firaset, hikmet ve mağfiret doğar.”

Işığının, kendisinden menkul olduğunu zannederek, aya tutulan gece kuşu gibi değil de, hakiki güneşi arayıp bulmak ve tutulmak gerçek aşktır.

Aşk denince akla gelen simalardan Hz. Mevlana, bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“Denize kavuşan bir nehirde nehirlik biter, girdiği denizin bir parçası olur. Yediğimiz bir ekmek, bünyemizde erir ve vücudumuzun bir parçası haline gelir. Seven bir kimsenin varlığı da, duyduğu muhabbetin şiddeti kadar sevdiğinde kaybolur.”

“Aşk geldi, kan gibi damarlarıma, derime doldu. Beni benden aldı, varlığımı sevgiyle doldurdu. Vücudumun bütün cüzlerini dost kapladı. Benden, bana kalan ancak bir isim. Ötesi hep O…”

İnsaf et, aşk iyi bir şeydir. Onu zedeleyen ise, senin kötü huyundur. Sen, şehvete aşk adını koymuşsun. Ah! Bir bilebilsen, şehvetle aşk arasında ne uzun mesafe var.

“İlahî aşk ve vecd, mümini uyanık tutar. Dünyevî ve şehevî aşklar ise, insanı ahmak yapar ve sersem eder. Aşk; su ve topraktan yaratılmış insanın, yanışı ve çırpınışıdır. Damarlarda kanın dolaşması, yani hayatın devam etmesi değil, ciğerin aşkla kavrulması mühimdir.”

Rabbim, gerçek sevgiyi tattırsın. Rabbim, kendini sevmeyi öğretsin. Rabbim, kendi sevgisini kalbimizde lutfeylesin. Rabbim, Rasulullah (s.a.v.) Efendimizi sevdirsin. Rabbim, kendi yolunda olanları sevdirsin.

Prof. Dr. Necati Erşen

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend