Gerçek tövbe eden başkalarına vesile olur

Gerçek tövbe edenle birlikte başkalarını kurtaran, başkalarının tövbe etmesine vesile olan tövbedir kardeşler. Biz niye üzülüyoruz..

Gerçek tövbe eden başkalarına da vesile olur

Nevşehir’de, bir çay ocağında sohbet edilirken içki şişesi elinde biri geliyor. Bir kenara oturup sohbeti dinliyor. Sofilerden bazıları adamın elindeki rakı şişesini fark edince dışarı çıkarmak istiyorlar. Vekil diyor ki:
-“Durun sesinizi çıkarmayın bakalım ne yapacak. Bir zararı olmazsa dokunmayın.”

O adam kendi halinde oturuyor, bir şey yapmıyor. Sofiler de ses çıkarmıyor. Bu adam birkaç gün daha içki şişesi elinde çay ocağına gelip gidiyor. Bir gün gene sohbet edilirken,

-“Yâ ben de müslümanım. Ben de Kur’an biliyorum. İsterseniz size okuyayım” diyor. Rakı şişesi hâlâ elinde. Vekil diyor ki:

-“Sen şimdi sus. Senin okuman günah olur. O şişeyi önünden kaldırsan daha da iyi olur.”

Adam hiç itiraz etmeden şişeyi kaldırıyor, altına koyup saklıyor. Bir süre daha çay ocağına gelip gidiyor. Sofiler de artık ona alışmışlar bir şey demiyorlar.
Bir gün gene çay ocağına geliyor,

-“Bugün tövbeye geldim. Uzun zamandır buraya gelip gittim, siz bana kızmadınız, beni hiç dışlamadınız, kötü muamele etmediniz. Sesinizi çıkarmadınız. Benim her halime göz yumdunuz. Şimdi tövbe etmeye geldim artık,” diyor ve tövbe ediyor.

Tövbe ettikten sonra da çok güzel bir sofi oluyor. İnsanları Menzil’e çağıran davetçi oluyor. Oturup kalktığı her yerde Menzil’in tellallığını yapıyor.

Gerçek tövbe, tövbe edenle birlikte başkalarını kurtaran, başkalarının tövbe etmesine vesile olan tövbedir kardeşler. Demek ki bir insanın güzel, samimi tövbe ettiğinin alameti; başkasının da tövbesine vesile olmasıdır. İşte bu sarhoş kardeşimiz de gerçekten, samimi bir tövbe etmiş ki onun sayesinde başkaları da tövbe etmiş, Sadatlarla buluşmuş.

Yine bir seferinde Menzil’e gidiyorduk. Yanımda oturan sofiyle yol boyunca sohbet ettik. Evveliyatında kadın tüccarı imiş. Bu işi de gizli yapmıyor herkes biliyormuş. Annesi ve babasında da namaz niyaz yok. Onlar da hak yolun adamı değil.

Bu adam devlet memuru ve iyi de bir maaşı var. Fakat etrafına çok ciddi miktarda borcu var. Borçlarını babası kapatıyor. Bizim sofilerden biri, “Gel seni de Menzil’e götürelim” diyor. Nihayet ikna ediyorlar. Ne annesi ne de babası onun düzeleceğine inanmıyor. Fakat seslerini de çıkarmıyorlar. Dediğim gibi beraber gittik. Tövbe aldı. Dönüşte onu takip ettim. Herkesten evvel gidiyor, abdestini alıyor, namaz zamanı bizden önce hazır oluyor. Halbuki ömründe namaz kılmamış. Ömrü içkiyle geçmiş. Ana baba da kılmıyor. Evlerinde kılan yok. Şimdi sık sık gelip gidiyor Menzil’e. Onun düzeleceğine inanmayan babası karşılıyor tüm yol masraflarını. Hatta her hafta geliyor parasını peşin veriyor otobüse, bunu yine götürün Menzil’e diye.

Mübarek bir gün yine sohbetinde buyurdu, “Sadat-ı Nakşibendiyye’nin sofisinin en küçüğünün makamı, ilk tövbesinde kabir keşfinden başlar” dedi.

Daha ilk tövbesinde.. İlk tövbesinde en küçük sofinin makamı kabir keşfinden başlarsa.. Mübarek daha sonra, “Sadatlar onun kalbine perde çeker, onu göstermezler. Çünkü insan ne kazandığını görse bu mal bana kıyamete kadar yeter, diye düşünür ve bir daha buraya gelmek istemez” dedi.

Bir gün de sofilerin içerisinde herhalde üzülenler vardı ki,

-“Biz niye üzülüyoruz. Keyfetmeliyiz. Hamdolsun Allah Teâlâ bize bu kapıyı nasip etmiş. Allah bizleri sevmiş, sevmiş ki sevdiklerinin kapısına getirmiş. Biz niye üzülüyoruz, elimize mendil alıp oynasak yeridir, hakkımızdır. Kendimizi niye bu kadar üzüyoruz” dedi. Mübarek bizi öyle teselli etti.

Merhum Doktor Ahmet Çağıl

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend