Bu kapıda ihlas nasıl elde edilir?

Bu yolun büyükleri dediğimiz sadat-ı kiram efendilerimizin aklı fikri, meşguliyetleri, gayeleri hep müslümanlar için, Peygamber Efendimiz’in (SAV) ümmetine yardım içindir. Bizim düşüncemiz ise ailemizin çocuğumuzun geçimidir. Paramızı ve işimizi geliştirmek için çabalar dururuz. Yani hep nefsimiz ve şahsımız ön plandadır.

Sadat-ı kiram efendilerimizin düşüncesi ise nefsi ve şahsi değildir. Onların düşüncesi Resûl-i Ekrem’in (SAV) ümmetidir. İşte onlarla aramızdaki en önemli fark budur. Bu sebepten dolayı da onlar gibi her insana faydalı olamıyoruz.
Rabbü’l-alemin’in yanında sadece kendisini düşünen insanın kıymeti azdır.

İnsanoğlu, başkasını düşündüğü zaman kamil insandır. O mübarekleri Allah Teala bu sebeple o kadar kıymetli yapmış. Onların yanına gidenler onun için bir değişikliğe uğruyor, bir menfaat görüyor. Onlar da bir söz söylediklerinde insana tesir ediyor.

İşte sebep budur.

Marifet, çok amel işlemek değil. Allah’ın rızası amelsiz olmadığı gibi ihlası kazanmadan da olmuyor. İhlas da onların yani evliya-yı kiramın ahlakını aldığımız zaman ortaya çıkıyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi, nefsin ıslahı için, bir mürşid-i kamilin nazarını almak, sohbetinde bulunmak ve onun verdiği zikir derslerine devam etmek gerekir. Bunlar olmadan ihlas da olmaz. Mesela vird (kalp dersi), bir taraftan ihlası kazanmak için muhabbetin artmasına fayda verir, diğer yandan da nefsin terbiyesi için yine letaiflerin tekamül etmesine sebep olur.

Bu yolda sevap kazanma davası olmadığı için sadat-ı kiram efendilerimiz, farz dışında kalan ibadetleri belirlemişlerdir. Çünkü işin başındaki hedef, amelde ihlası kazanabilmektir. İnsana yol aldırabilecek belli başlı ameller de rabıta, vird, hatme, sohbet olarak belirlenmiştir. Bunların üzerinde çok durmuşlar büyüklerimiz. Bizim bunları öncelikle yapmamızı istemişler. Zira bize gelecek fayda bu amellerdendir. Bu ibadetleri yaptıktan sonra, artık Kur’an da okunsa namaz da kılınsa, her ne yapılırsa yapılsın hepsinden azami derecede istifade edilir. Bunları yapmayınca o fayda gerçekleşmez.
Onun için herkesin rabıtaya, virde, hatmeye dört elle sarılması ve bir an evvel yol almaya çalışması lazım.

Amelin çokluğu değil, ihlas önemli

Tasavvuf, manevi kalp hastalıklarını tedavi eder. Her insanda dünya sevgisi vardır. Bunların tedavisi için gayret etmek gerekir.Tedavi yollarını öğrenmeliyiz. Mürşidin nazarı ve sevgisi bunun için lazımdır. Mürşidin sevgisi bizde ne kadar fazla olursa o derece manevi nisbet alırız. Eğer insan, bir ibadeti güzel yapamıyorsa kalbi hasta demektir. Yirmi dört saat içinde kalbimiz neyle meşgul oluyor, buna bakmalıyız. Eğer çoğunluk dünyayı düşünüyorsak dünya ehliyiz demektir. Yok, eğer ahireti daha fazla düşünüyorsak ahiret adamıyız demektir.

Kalp hastalıklarından kurtulunca insan kalb-i selim olur ve Allah’a bağlanır. Dünya umurunda olmaz böyle insanların. Bir kimsenin kalb-i selim olduğunun emaresi, salih amellere yönelmesi, harama meyletmemesi, boş işlerle uğraşmamasıdır. İşte böyle bir insan ihlas sahibi sayılır.

Sadat-ı Kiram, huzurlarına gelen müridlerinin yaptıkları amelleri zayi etmelerini istemezler. Çünkü ameller düzelse bile yerinde saymak yoktur bu kapıda. Her zaman daha ileriye, daha güzele gitmek vardır. Yapılan amellerin sayısı değil, samimiyetle yapılanı makbuldür.

Sadatlar, her gün ibadetlerini daha da artırıp daha da güzelleştirmeye çalışıyorlar. Bu bir tekamüldür, sonu da yoktur. Allah bizi böyle yaratmış. İbadetten ayrı durmak bize yakışmaz. Çünkü az da olsa amelin devamlı olanı makbuldür.

Sadat-ı kiram efendilerimizden hiçbiri, “Artık biz yeteri kadar büyük makama kavuştuk” dememişlerdir. Meşhur hadisedir; bilirsiniz..

Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretlerine şeytan gökte arş şeklinde bir şey yapıp oradan seslendi:

-“Ey Abdülkadir! Ben senin ibadetlerini kabul ettim. Yaptığın ibadeti ben yeterli gördüm. Artık bundan sonra bana ibadet yapma, sen ne yaparsan serbestsin!..”

Bunun şeytandan geldiğini mübarek hemen anlamış. Çünkü Allah, peygamberine böyle buyurmamış, bana nasıl söyler demiş. Şeytanın hilesi işe yaramamış.

Ama şeytanın kandırdığı çok insan vardır. Kendini kamil zanneden kişiler olabilir. İnsana Allah yardım etmezse onun işi zordur. Allah, kamil mürşidler aracılığıyla dini daha iyi anlamamıza fırsat tanımıştır.

İşte bir insan, mürşide bağlanmakla bunu öğrenmeye başlar. Mürşid, terbiyesini üzerine aldığı bir müridi çeşitli basamaklardan geçirerek dinde ihlas sahibi olmaya hazırlar. Bu büyüklerin kapısına giden insanlar, bu basamaklardan geçmemişse yarı yolda kalır, zarar görür ve etraflarına da zarar verirler.

Dikkatli olmak lazımdır.

Doktor Ahmet ÇAĞIL
Bu kapıda ihlas nasıl elde edilir?

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend