Allah Dostlarından Sözler

Tasavvuf Nedir?

Tasavvuf Nedir?

Şimdiye kadar Evliyâdan yedi yüz zât tasavvufun târifi husûsunda çeşitli sözler söylemişlerdir. Bütün bu sözlerin özü şu noktada toplanır: tasavvuf; vakti, en değerli olan şeye sarfetmektir.
Şeyh ebû Saîd ebü’l-Hayr

Hacegan yolunda gönül almak için yapılan bir hizmet, zikir ve murakebe’den önce gelir.
Hace Ubeydullah Ahrar

Allahü teâlâdan başka hiçbir murâdın kalmayıncaya kadar gayret göster. Bu murâdın hâsıl olunca, işin tamamdır. İsterse senden kerâmetler, haller ve tecellîler hâsıl olmasın, gam değildir.
Şeyh ebû Tâlib-i Mekkî

Biz bu yolu, tasavvuf kitaplarından değil, halka hizmetten elde ettik. Herkesi bir yola götürürler. Bizi de hizmet yoluna götürdüler.
Hace Ubeydullah Ahrar

Tasavvuf, gerçekleri almak, mahlûkatın elinde olan şeylere gönül bağlamamaktır. Gerçekleri almak, hak ve hakikat olmayan, yani doğru olmayan her şeyi bırakıp, ancak ilahî hakikatleri edinmeye çalışmaktır. Tasavvuf, eşyanın hakikatine bakıp, halkın bildiğini terketmektir.”
Eşyanın hakikatine bakmak, mahiyetini tetkik etmek, sebeb-i hilkatini düşünmek, neye yaradığını araştırmak, nasıl istifade edileceğini öğrenmek demektir. Zira halk, yalnız görülen evsaftan bazılarını görür geçer; ârif tetkik ile mükelleftir.
Ma’rûf el-Kerhî

Tasavvuf üç manayı içine alan bir isimdir:

1) marifetin nûru vera’ın nûrunu söndürmez,
2) kitab ve sünnetin zahirine muhalif olacak şekilde ilm-i bâtından bir söz ile konuşmaz,
3) kerametleri kendisini, allah’ın mahrem olan sırlarını açıklamaya sevk etmez.
Seriyy-î Sakatî

Tasavvuf tamamen edebden ibarettir. Tasavvuf edeb-i Muhammedi’dir ki, sîret-i nebeviyye ile tahallük etmektir. Bu ef’ali de, ahvali de câmi’dir. Edeb ilahî nurdan bir taçtır ki, onu başına geçirdikten sonra istediğin yere gidebilirsin. Edebin gerek tarifi, gerek izahı babında pek çok söz söylenmiştir; ileride bunlara tesadüf edilecektir .

Bu çok şümûllü vasf-ı umumînin en yüksek mertebesi şu iki beyitte tecelli eder:

Bir kısım evliya tanırım ki, onlar duadan dahi teeddüp ederek ancak zikir ile meşguldürler. O yüce şahsiyetler rızaya boyun kestiklerinden, kazayı def etmek için teşebbüse geçmeyi, kendilerine haram bilmişlerdir.
Ebû Hafs el-Hadâd

Tasavvuf ne şekil, ne de ilimdir; o sadece güzel ahlaktan ibarettir. Eğer şekil olsaydı, mücahede ile hasıl olurdu, ilim olsaydı öğrenmekle meydana gelirdi. Bu sebebten şekil ve ilim maksadı hasıl etmez. Tasavvuf, hakk’ın ahlakıyla mütehallî olmaktır.
Ebû’l-Hüseyin en-Nuri

Tasavvuf, az yemek, cenab-ı hakk’ın huzurunda rahata kavuşmak ve insanlardan kalben uzaklaşmaktır.
Sehl bin Abdillah et-Tüsterî

Tasavvuf, zamanın en uygun vaktinde, kulun her an hak ile meşgul olmasıdır.
Uyku ve hacatın kazası gibi zamanlar haricinde, kalbin her an hak ile meşgul olmasını da tasavvufun tarifi içine almıştır ki, bu da bir zikirdir.
Amr bin Osman el-Mekkî

Tasavvuf, hiçbir şeye malik olmamak ve bir malın esiri bulunmamaktır. Hiçbir şeye malik olmamak, mal ve mülkünü nefsine mal etmemek, o malda başkalarının hakkı bulunduğunu, asıl sahibinin malikü’l-mülk olduğunu, kendisinin onu yerli yerinde sarfedecek küçük bir haznedar olduğunu bilecek ve ona göre davranacak, sûret-i sarfı kur’an’dan öğrenecektir. Hiçbir zaman kendini mal ü menâl sevgisine kaptırmayacaktır. İşte o zaman masivadan ilgisini kesmiş olur.
Eğer sende dünya ile kıl kadar iç rabıtası bulunursa, senin hakk’ın manevî nimetlerinden mahrum kalmaklığın tabiîdir. O kıl kadar alaka bir zünnar, yani alamet-i küfürdür ki, insanı şirk-i hafiye götürür, harem-i ilahî’de de namahremdir, yabancıdır.
Sümmün el-Muhib

Tasavvuf, hakk’ın seni senden gidermesi ve kendisiyle ihya etmesidir. Tasavvuf, mâsivâ ile alakayı keserek, cenab-ı hak ile beraber olmaktır. Masiva ile alakayı kesmek demek, hak’tan gayrı olan herşeyi terketmek demektir.
Cüneyd-i Bağdadî

Tasavvuf, serâire ıttılâın verdiği safâ ve hakk’ın razı olacağı amelleri işlemek halk ile ancak zarurî hususlarda temas etmektir. Bu tariften de anlaşılıyor ki tedricen hakaik-i ilahiyye anlaşıldıkça kalbte husûle gelen itminan insana en büyük huzuru verir. Bütün efal ü muamelatında hakk’ın rızasını düşünmek, halk ile rastgele münasebetler kurmayıp, onlarla teması zarurî hususlara hasretmek, seyr ü sülükün icabıdır.
Mîmşâd ed-Dîneverî

Tasavvuf, hakk’ın gayrından uzak ve masivallahdan halî olmaktır.
Alî bin el-Isfahanî

Tasavvuf ahvâli kontrol etmek ve güzel olan şeyleri iltizam etmektir. Daima iyiyi ve hayrı aramak, insanın içinde bulunduğu ve maruz kaldığı ahvalin tetkikiyle zararları def ve faydaları celp için çalışmaktır.
Ebû Muhammed el-Cüveynî

Tasavvuf alemi noksan gözle görmektir, yahut bütün noksanlardan münezzeh olanı müşahede etmek için her noksandan gözü yummaktır. Kemal-i mutlakı hak’da müşahede edebilen kimse her şeyde bir noksan görür. Kemal-i mutlak allah’a mahsustur. Her varlığın kendine göre bir ayb, kusur ve noksanı vardır. Bir şeyde kemal tecellî ettiği sanılınca, derhal zeval yüz gösterir. Her şey tamam olunca noksanlık başlar buyurulmuştur.
Ahmed paşa “yârsız kalmış cihanda aybsız yâr isteyen” der ki, her güzelin istenmeyen bir tarafı olur. İşte noksan denen şey budur. Fakat erbab-ı tasavvuf hiçbir şeyde noksan aramıyacaktır. Noksandan göz yumacak, yani noksanı görmeyecek, noksan gördüğü zaman kemal-i mutlakı tahattur ve zikredecektir. Senin vücudun bir ayıptır. Bunun üzerine, bir başka ayıp aramanın manası yoktur sözü insanın baştan aşağı kusur olduğunu gösterir.
Küsûf güneşin, husûf da ayın kusurudur demişlerdir. O halde cihanda aslolan noksandır. Kemal nisbî ve izafîdir.
Şu manayı veren kıt’a da güzel bir ders-i ibrettir:
Diline dikkat et, kimsenin kusurunu söyleyeyim deme; çünkü sen baştan aşağı kusurlarla mahmulsün; halkın ise binbir dili vardır. Gözlerin sana, başkalarının ayıplarını gösterirse, ona:
Ey nûr-i didem, halkın binbir gözü sana bakıyor, de.
Ebû amr ed-dımışkî

Tasavvuf, hakk’a inkıyattır.
Ebû’l-Hasan el-Müzeyyen

Tasavvuf, beşeriyete ait evsafın kaybolmasıdır. Tasavvuf yolu, insanın kemale ulaşmasına mâtuf bulunduğu için, beşerî noksanlardan nefsini temizlemesi gerekir. Bu tasfiye ne kadar etraflı olursa, sofînin ruhu o kadar yükselir. Fakat bu keyfiyet daha çok teslîke muktedir ki bir mürşid-i kamilin himmetiyle vücûd bulur.
Ebû Ya’kûb

Tasavvuf, kadere sabır, hakk’ın atâsına rıza ve hakikatleri aramak için dere tepe dolaşmaktır”.
Sabır ve rıza yukarıda geçti. Seyahate gelince, onun maddî ve manevî değerleri pek çoktur. Bir arap şairi şöyle der:
Durgun su bulanık ve bozuktur. Akan su ise berraktır ve pislik tutmaz. Altın kendi ma’deninde bulunurken bir kıymet ifade etmez. Ud ağacı da ormanda odundan farksızdır; işlenir ve ellere geçerse kıymetini bulur.
Yolcu, iyi niyetle yaptığı seyahatte izzet ve şeref kazanır. Hak, fazilet ve hayır için yapılan muhaceretler de böyledir.
Ebû abdîllah bin Hafîf

Tasavvuf, fuzuli şeyleri tamamen terketmektir. Lüzumsuz şeyleri terketmek demek, dinin, aklın, kanunun, örfün, an’anenin, adetin ve zaruretlerin gerektirdiği işler dışında abes ile meşgul olmamak demektir. İşte bu suretle insan, faydalı şeylerle meşgul bulunmuş ve hiç bir faydası olmayan şeyleri terketmiş olur. Bu yalnız sofî için değil, medenî her insan için lüzumlu bir vasıftır.
Ebû Saîd bîn el-Arabî

Tasavvuf, emeli ihmal ve amele devam etmektir.
Ebû’l-Hasan el-Büşencî

Tasavvuf, emir ve nehiy hayatında sabretmektir, yani cenab-ı hakk’ın emirlerine râm olmak, nehyettiği şeylerden de kaçınmaktır”
Ebû amr Bin en-Necîd

Tasavvuf, iddiaları terk ve manaları gizlemektir. Tasavvuf erbabı, bir iddia sahibi olmayacaktır. Bildiği hakikatleri muhatabının seviyesine göre açıklayacak, muhatabının umumî bilgisinin kavrayamayacağı hakayıkı tafsil etmeyecektir. Ne, ben bilirim bu böyledir, diyecek, ne de anlaşılmayan ve işitilmemiş mefhumları rastgele açıklayacaktır.
Her bilenin üstünde daha iyi bilen vardır ayet-i kerimesi onun düstür-i reşâdeti, insanlara, akıllarının aldığı derecede hitap ediniz vecizesi sözlerinin rehberi olacaktır.
Şeyh ebû İshak İbrahim el-Karzûnî

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı