Eş Seçerken Dikkat Edilecek Hususlar

Kadın erkek için hayat arkadaşıdır. Bu arkadaşlık yan yana olmak değil, iç içe bulunmaktır. Eğer bu beraberliğin tatlı, kalıcı ve faydalı olması isteniyorsa, bunun için en önce fıtratların birbirine uyumuna dikkat edilmelidir.

Fıtratları ayrı, fikirleri farklı, zevkleri birbirine aykırı iki insanın kaynaşması ve dost olması düşünülemez. Onlar bir sebeple bedenleriyle zoraki beraber olsalar da kalpleriyle aynı sevgide, çizgide, zevkte ve hedefte buluşamazlar. Böyle bir yuva ancak idare ve sabır maharetiyle ayakta durabilir. Bu huzur değil, hazır bir azaptır. Bunun için baştan dikkat edilmelidir.

İnsanın fıtratını ahlâkı ortaya koyar. Ahlâkı güzel olanın insanlık cevheri temiz ve güzeldir. Ahlâk güzelliği de din ile ölçülür.
Dini tanımayan ve ciddîye almayan erkek veya kadın manen hastadır. İlâhî terbiyeyi bırakıp nefsinin keyfince giden, farklı fikir ve felsefelerden medet bekleyen kimse gerçek mânada akıllı değildir. Böyle bir kimsenin zengin ve güzel olması, halk içinde itibarlı bir aileden gelmesi bizi aldatmamalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur. Eş Seçerken;

“Kadınla şu dört şey için evlenilir: Malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen, dindar olanı seç ki hayır bulasın.”

Resûlullah Efendimiz (s.a.v), diğer bir hadislerinde şu uyarıda bulunmuştur:

“Rahmine nutfenizi koyacağınız (ve kendisinden nesil bekleyeceğiniz) kadınları iyi seçin. Size denk olan kimselerle evlenin. Kızlarınızı da denkleri ile evlendirin.”

Bir kadın hem terbiyeli hem güzel hem soylu hem de zengin olursa bu çok güzeldir. Ancak hepsini bir arada bulmak zordur. Bu sıfatlar arasından bir tercih yapmak gerekirse, edepli kadını tercih etmelidir. Edebi olmayan kadının güzelliği, soyu ve zenginliği mutluluk değil, sıkıntı sebebidir. Tarih ve tecrübeler buna şahittir.

Hadis aynı şekilde kadına da seçeceği kocada edep ve insanlık araması gerektiğini bildirmektedir. Dindarlık, sadece ibadetle oluşmaz. Dindar kimsenin imanı ve ibadetleri gibi insanlarla geçimi ve iş ahlâkı da güzel olmalıdır.
Din edepten ibarettir. Her ibadetin, işin ve makamın kendisine has bir edebi vardır. İnsan bu edepleri koruduğu ölçüde akıllıdır. Edebe uymayan kimse dengeyi koruyamaz. Dengesiz kimse gerçek bir dostluk yapamaz. Sevgi samimiyet ister. Kısaca Mevlâ’yı seven de Leylâ’yı seven de sevgisinde samimi ve sadık olmalıdır.

Evlât Yetiştirmenin Faydası

Evlenmenin temel hedeflerinden biri çocuk yetiştirmektir. Aslında evlilik bu sebeple emredilmiştir. Çünkü amaç, neslin devamını sağlayarak âlemde insan neslinin tükenmesine engel olmaktır. Şehvet ise insana bu amaca ulaşmaya vasıta olması için verilmiştir.
Çocuk, anne babanın meyvesidir. İnsan öldükten sonra manen çocukları ile yaşamaya devam eder. Peşinden kendisine hayır dua edecek bir evlât bırakmak anne baba için en büyük servettir. Onlar sayesinde anne babanın hayır haneleri açık kalır, kendilerine sevap yazılmaya devam eder. Bu durum bir hadiste şöyle haber verilmiştir:
“Âdemoğlu öldüğü zaman amel defteri kapatılır; ancak şu üç yoldan kendisine sevap gelmeye devam eder:

1. Faydası devam eden sadaka.
2. İnsanların istifade ettiği ilim.
3. Kendisine hayırdua eden sâlih evlât.”

Çocukların bir diğer faydası âhirettedir. Küçük yaşta ölen çocuklar anne ve babalarına şefaatçi olacaktır. Bu konuda Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Küçük yaşta ölen çocuğa, ‘Cennete gir!’ denilir. Fakat o cennetin kapısında durur, kızgın ve öfkeli bir şekilde beklemeye başlar, ‘Annem ile babam yanımda olmadıkça girmem’ der. O zaman meleklere, “Onun anne babasını da onunla birlikte cennete koyun!’ denilir.”

Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
“İki çocuğu ölen kişi için kendisiyle cehennem arasında bir duvar örülmüş olur.”
Yine Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Kimin üç çocuğu günah işleme çağına erişmeden vefat ederse, yüce Allah onlara olan lutfu ve rahmetıyle anne babasını cennete koyar” Sahâbe-i kiram;
“Ey Allah’ın Resulü, iki çocuğu ölen de böyle midir?” diye sorduklarında, Resûlullah (s.a.v),
“Evet, iki çocuğu ölen de” buyurdu.

Evliliğin Kalp Hayatına Faydası

Ahiret yolunun yolcusu olan müminin en mühim işi kalbidir: Kalbi meşgul eden aşırı şehvetin dindirilmesi ve kalbin rahatlığı için en güzel yol evliliktir. Şehvetin kırılması için oruç tavsiye edilmiştir fakat oruç çoklarının kalbinden kötü düşünceleri atmaya yetmez. Aç kalmak herkese fayda vermez. Hatta bazı insanların şehveti açlıkla daha da şiddetlenir. Açlık bazı insanların mizacını bozar ve insan doğru dürüst bir ibadet yapamaz olur. Bu yüzden Abdullah b. Abbas (r.a), “Abidin ibadeti ancak evlenmekle tamamlanır” demiştir.
Şehvet şeytanın insanlar üzerindeki en kuvvetli silâhlarından biridir. Resûl-i Ekrem (s.a.v), kadınlara yaptığı bir konuşmasında bu konuya şöyle işaret buyurmuştur:

“Akıl ve dinde noksan olduğunuz halde akıllı bir erkeği sizin gibi mağlup eden hiç kimse görmedim.”

Erkekteki şehveti harekete geçiren kadındır. Bu şehveti teskin eden de kadındır. Bunun tek meşru yolu nikâhtır. Kadın için de nefsinin tatmin ve teskin olması için en hayırlı yol evliliktir.
Haram yolla şehvet hastalığı tedavi edilmez. Haramlar tuzlu su içmeye benzer. Tuzlu su insanın susuzluğunu dindirmez, tam aksine içtikçe ciğeri yakar, susuzluk daha fazla artar.
Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) yaptığı şu dualar herkes için çok şey ifade eder:

“Allahım Kulağımın, gözümün ve kalbimin kötülüğü ile şehvetimin şerrinden sana sığınırım.”
“Allahıml Kalbimi temizlemeni ve edep yerimi korumanı senden dilerim.”

Resûlullah’ın (s.a.v) yüce Allah’a sığındığı bir şeye karşı başkalarının duyarsız olması nasıl doğru olabilir? Cüneyd-i Bağdadî (rah), “Yemeğe nasıl ihtiyaç duyuyorsam, hanımımla birlikte olmaya da öyle ihtiyaç duyarım” demiştir. Gerçekten kendisiyle Allah için nikâh yapılan bir kadın, haramlara karşı bir siperdir; kocasını şehvet çukurlarına düşmekten kurtarır. Aynı zamanda kendisini de kurtarır. Böylece kocası için bir huzur sebebi olur. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

‘Yabancı bir kadını görüp şehveti harekete geçen kimse, hemen ailesine gidip onunla cinsel ilişkide bulunsun. Böyle yapması içindeki düşünceyi defeder.”
Çünkü böyle davranmak kişinin kalbini meşgul edecek şehevî düşünceleri ortadan kaldırır. Şehvet ateşi sönünce kalp rahat eder.
Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Kadın erkeğin karşısına şeytan gibi çıkar. Bir kadını görüp heves ettiğiniz vakit hemen ailenize gidip nefsinizin ihtiyacını onda giderin. Çünkü onda olanın aynısı onda da vardır.”

Kalbini düşünen bir müslümanın onu helâl olan şeylerle huzura kavuşturması gereklidir. Evlenmenin asıl hedefi budur. Yüce Allah evlenmedeki bu sırra şöyle işaret etmektedir:

Kendisiyle huzur bulsun diye Âdem için eşi Havva’yı yaratan O’dur.

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi; güzel koku, kadın ve gözümün nuru namaz.”

İnsan evlenirken, yüce Allah’ın evlilikteki hikmet ve âyetlerini görmeye niyet etmesi, evliliğe ayrı bir fazilet katar. Ancak evlenirken buna niyet edenler çok azdır. Genelde evlenirken çocuk yetiştirmek ve cinsel yönden tatmin olmak ve haramdan korunmak dikkate alınır. Halbuki evlenmede.kalp hayatı için pek çok fayda saklıdır. İnsan yuvanın tadını tadıp zahmetlerini çekerken, aynı zamanda ondaki manevî nimetleri de ele geçirmeye çalışmalıdır.

Aile Zahmetindeki Rahmet

Allah için yapılan bir evlilikte her şey rahmet ve sevap sebebi olur. Aile, Allah’ın emanetidir. Bu emaneti taşırken çekilen zahmetler boşa gitmez. Anne ve baba yuvanın yükünü taşıyıp sorumluluklarını yerine getirmekle ibadet yapmış ve sevap kazanmış olurlar. Resûlullah (s.a.v), idarecilere ve ailelere bu sorumluluklarını şöyle hatırlatmıştır:

“Dikkat edin, hepiniz birer çobansınız ve hepiniz korumakla görevli olduğunuz şeylerden sorumlusunuz. İdareci halkından, erkek ailesinden, kadın kocasının evinden, hizmetçi, efendisinin malından, kısaca herkes üstlendiği şeylerden Allah’a karşı sorumludur.”

Aile yükü taşınırken helâlinden çalışmak, kazanmak, harcamak, hatta eşi ve çocukları ile oynamak birer hayır çeşididir. Bu konuda Resûlullah (s.a.v) şu müjdeyi vermiştir:

“Kişinin ailesi için yaptığı her harcama kendisi için sadakadır. Muhakkak ki kişi hanımının ağzına koyduğu bir lokma için dahi sevap kazanır.”

Arkadaşları ile bir savaşta bulunan Abdullah b. Mübarek (rah) onlara,
“Bizim yaptığımız şu savaştan daha üstün bir savaşı biliyor musunuz?” diye sordu, arkadaşları,
“Hayır, bilmiyoruz” dediler. Abdullah,
“Ben biliyorum” dedi. Arkadaşları,
“Nedir o?” diye sorduklarında Abdullah b. Mübarek (rah) şu cevabı verdi:
İffetli ve edepli, çoluk çocuk sahibi bir müminin geceleyin kalkar, çocuklarına bakar, uykuda olan çocuklarının üstünün açılmış olduğunu görür ve onları elbisesi ile örter. İşte bu kişinin yaptığı, bizim şu anda içinde bulunduğumuz amelden daha hayırlı ve üstündür.

Şu hadis-i şerifler bütün aile reislerine müjde vermektedir:
“Kulun günahları çoğaldığı vakit, (günahlarına kefaret olması için) yüce Allah onu geçim darlığına düşürür.”
“Günahlar içinde öyleleri vardır ki, onları ancak geçim için çekilen sıkıntılar temizler.”

Dr.Dilaver SELVİ

BENZER YAZILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sitemizde 26 kategori'de 247 adet yazı bulunmaktadır.
Sayfa yüklenme süresi: 0,698 saniye.

Send this to a friend